Anamorfoz
Yaşamın Gölgelerini Gösteren Bir Film: Paramparça
  12 Şubat 2018 Pazartesi , 16:54
Yaşamın Gölgelerini Gösteren Bir Film: Paramparça
Fatih Akın’ın son filmi ‘’Paramparça’’da bir patlama sonucunda eşini ve çocuğunu kaybeden bir kadının, adaletsizlik, ön yargı ve yalnızlıkla baş başa kalışını ve yaşamdan bir anlam arama çabasını görüyoruz. Film daha derin politik sorunlara işaret eden, iki uçlu bir anlatıma sahip.

Fatih Akın, dünya sinemasında kendini kanıtlayan bir yönetmen ve bu sebeple her yaptığı iş merak uyandırıyor. Yönetmen özellikle Duvara Karşı (Gegen Die Wand) filmiyle, dünya çapında ün kazandı ve takdir gördü. Fatih Akın için bir dönüm noktası olan film, dünya çapında toplam 23 ödüle layık görülmüştü. Yine derinlere seslenen bir senaryo ile karşımıza çıkan yönetmen, Alman adalet sisteminin ve polisinin göçmenler veya yabancı uyruklu yerleşimciler ile ilgili önyargılarına değiniyor.

Almanya’daki göçmenlere bakıldığında azınlıkların toplumsal sistemin bir parçası olsalar da, büyük ölçüde siyasal sisteme entegre edilmedikleri görülür. Azınlık stratejisi çoğunluk toplumu ile girişilen diyalektik ilişki içinde olduğu görülür. Bu filmde de bunu görmek mümkündür. Akın’ın, egemen Alman ulusalcı ve ayrımcı söyleminin karşısında bir tavrı söz konusudur.

Cannes Film Festivali’nde en iyi kadın oyuncu ödülünün de sahibi Diane Kruger’ı, Katja rolünde film boyunca çektiği sıkıntılarına ortak oluruz. ‘’Paramparça’’ filmi, Nazi ruhunun hala yoğun bir biçimde yaşandığı Almanya’da, sadece kimlik üzerinden nefret etmenin ilerisinde, yok etmeye kadar varan canavarca duygunun paramparça ettiği Türk-Alman karışımı bir ailenin hikayesine değiniyor. Belki de değinmekten öte bizi de olayın tam içine sokuyor. Film, bireylerin aymazlığına, sitemin de taraflı bakışı eklenince ortaya bir hikayeden öte politik sorunlarla baş etmeye çalışan göçmen aileler ve kimlikleri üzerinden yaşanan sıkıntılara değinilen bir karşı duruş çıkıyor. 

Akın, sanatın işinin dünyanın gölgelerini göstermek olduğunu düşünen bir yönetmen, bu sebeple filmi yapma nedenlerinden birinin piyasadaki ırkçıları belli etmek olduğunu söylüyor. Filmle ilgili pek çok olumlu ve olumsuz tepki alan yönetmen bu konudaki amacına ulaşmış görünüyor. 

Fatih Akın sinemasında göç ve sonrası konularını ve kimlik arayışını yoğun bir şekilde işlediğini görüyoruz. Yönetmenin arkasındaki motivasyonun kendinin de benzer aşamalardan geçmiş ve olayların bire bir tanığı olarak,  bunu kendi sinema dili içinde yoğurması.

Almanya’da başlayan hikaye, Yunanistan’da son bulur. Filmin başlarında yönetmen büyük kırılmadan önce, sakinliğin bozulacağına dair küçük bir işaretler vermiştir.  Karşıdan karşıya geçmeye çalışan bir annenin oğlunu, kırmızı ışıkta geçen bir arabadan son anda çocuğunu geri çekerek kurtarması, çocuğuna bir an bir şey olması korkusunu annenin gözlerinde görmemiz daha büyük bir şeye giderken izleyiciyi alıştırır. Aslında bir taraftan olayın dramatik yapısını da güçlendirir. Bu kadarını da bile dehşete kapılan bir annenin oğlunun bomba saldırısı sonucu paramparça olmuş cesedini düşüncesiyle ortada bırakmak, filmde hissetirmek istediği üzüntü ve kızgınlığı pekiştirir.

Fatih Akın’ın sevdiği bir anlatım tarzı olan hikayeyi bölümlere ayırarak işleme durumunu Paramparça ’da da görmek mümkün. Paramparça, üç bölümden oluşuyor bu üç bölümden ilki olayların serim bölümü olarak karakterleri gerektiği kadar tanıdığımız ve filmin merkezinde yer alan patlamanın gerçekleştiği bölüm. Bu bölümden sonra gelen adalet bölümü, mahkeme sahnelerini içermesi bakımından bir hayli sürükleyici. Hem avukatların içine girdiği yarış hem de adalet sisteminin nasıl işlediğinin gözler önüne serilmesi, seyir zevkini ve gerilimini yükselten önemli bir etken. Filmin mahkeme sahneleri içeren ikinci bölümünün diyalogları ise oldukça başarılı.

Filmin dramatik yapısından kendimizi kurtardığımız an, biz de mahkemede konuşulanlarla ilgili bir takım sorular yönetmeye başlıyoruz. Çok açık kanıtlar olmasına rağmen, katilin neo-Nazi çiftin yaptığına dair kesin kanıt gösterilememesi ya da bu yönde mahkemenin ikna edilememesi bizi de dehşete düşürür.  Herhangi bir MOBESE kamerası görüntüsünün olmaması ve mahkemeye o tarihte çiftin Yunanistan’da tatilde olduğu savunması karşında net olarak ortaya konulacak bir kanıt olmamasına rağmen, ikna edici bir bilgi olarak ortada durması seyircinin de kafasını karıştırır.  

Tüm bu karmaşanın içinde paramparça olmuş bir baba ve oğlunun cesedi durur ve anne bu acıyla baş etmeye çalışır. Fakat sonrasında yaşananlar nasıl olduysa parçalanmış cesetlerden daha da dramatik olmayı başarmıştır.  Ölen kişinin Türk kimliği ve sabıkası üzerinden olayın saptırılması ve bir türlü varılamayan adalet, sonu kaçınılmaz kılmıştır. 

Bütün filmlerindeki karakterlerini ustalıkla işleyen yönetmenin, bireylerin kırılma anlarını, vazgeçişlerini, yaşadıklarından dolayı yorgun düşmüş karakterlerin hayattan vazgeçişlerini bu filmde de görmemiz mümkün. Katja karakteri, bedensel olarak tek bir bütün olmasına rağmen, olayların karşısında paramparça olmuş bir kadının dramatik hikayesini gösterir. 

Pek çok tartışma yaratan filmin sonu da ismiyle müsemma bir şekilde paramparça bir biçimde son bulmuştur. Filmde suçlu yaptığından dolayı, kurban ise yaşadıklarından dolayı paramparça olmuştur. Hem fiziksel hem de bedensel olarak. 

Fatih Akın filmlerinde yaşamın "öteki tarafında" kalmış karakterleri üzerinden yalnızca kendini anlatmakla kalmıyor ayrıca ülkesinde veya ülkesinden uzakta "her şeyin biraz daha dışında" yasamakta olan tüm insanlara da ışık tutuyor. Bunun yanında  toplumsal meseleleri tüm insanlığı ilgilendirecek biçimde evrenselleştirmeyi de başarıyor.

Fatoş Yılmaz


 

Yorumlar
Kod: 41T71