Anamorfoz
Tüm değerlerin yok oluşu - Kötülüğün Şeffaflığı kitabı üzerine
  23 Temmuz 2018 Pazartesi , 16:13
Tüm değerlerin yok oluşu - Kötülüğün Şeffaflığı kitabı üzerine
2007 yılında kaybettiğimiz çağımızın en önde gelen entelektüellerinden biri olan, Fransız felsefeci ve kültür eleştirmeni Jean Baudrillard, günümüz düşün dünyasının en çarpıcı isimlerinden biridir. Simülasyon kuramıyla ile herkesin yakından bildiği düşünce adamı “Kötülüğün Şeffaflığı” eseri, yoğun kavramsal yapısından dolayı okuyucuyu yorsa da, kötülüğün felsefi ve dini tartışma alanının dışında, sosyolojik bir düzlemde incelenmesi açısından ilgi çekicidir.

Özgürlüklerin patladığı sınırların aşıldığı bir çağda yaşıyoruz. Ancak bu patlama herkesin, her şeyin ya da her yerin özgür olduğu anlamına gelmekten çok, bir aşırılığa gönderme yapıyor. Bu anlamda Baudrillard’ın bu eseri bizim için de önemli bir kaynak olma niteliğini taşıyor. 

Kötülüğün Şeffaflığı kitabı, 1960 sonrası Batıyı var eden ve günümüze kadar devam ettiren, birçok medeniyeti etkisi altına alıp, medeniyetleri zehirleyen temel kavramlara değinerek kötülüğe sebep olan durumların, özünü keşfetmemizi ve kendi döneminden yola çıkarak, kötülüğün kaynağına farklı bir açıdan bakmamızı sağlamıştır. Kötülük gerçekleştirdiğimiz her edimin içinde otomatik olarak var olmakta, gücünü mutsuzluk durumundan alarak tüm evrene yayılmaktadır. Baudrillard bu yayılım ve egemenliği, “Bütün insanlık tarihi bir suçlar tarihinden ibarettir. Kötülüğün tarihi aynı zamanda insanlığın da tarihidir” sözüyle özetler. 

Baudrillard, kitabından ilk bölümünde, ‘‘Modernliğin patladığı an; her alandaki özgürlüğün patladığı an’’ olarak nitelendirdiği Orji sonrası dönemden bahsetmektedir. Modernliğin görkemli ilerleyişinin değerlerde hayal ettiğimiz değişimin yerine, değerlerin birbirine dolanmasına yol açtığını ve tüm bunların, insanı bir kaosun ortasında kafası karışık bir şekilde bıraktığından bahseder.

Baudrillard’a göre kötülük anlaşılması gereken bir nesne değil, bizi yönlendiren bir biçimdir. Baudrillard iyiliğin doğasında kendini dışa vurmanın, kötülüğün doğasında ise gizlenmenin olduğunu söylerken gizliliği çağrıştıran veya gizli olan her şeyin temelinde kötülüğün yer aldığını bilmemiz gerektiğini söylemektedir. Ona göre din sömürüsü, politika ve terörizm kötülüğün yaşama geçirildiği alanlardır.

Körfez Savaşı (1990) sırasında düşüncelerine sık sık başvurulan önemli bir düşünce adamı olan Baudrillard, dönemi yakından takip edenleri için de bilindik bir isimdir. Baudrillard, insanlığın ilk kez Körfez Savaşı ile birlikte bilinç tarihinde başka bir düzeye geçtiğinden bahsetmiştir. Savaş bize, televizyonlardan bütün anlamlarından soyutlanmış olarak ulaşıyordu. Televizyonu açtığımızda oradaydı, kapattığımızda yok oluyordu. Baudrillard bu savaşın bile gerçek bir savaş olmadığını ve ortada bir amacın bulunmadığını sık sık dile getirmiştir. Bu savaşla “sanal gerçekliği” sorgulayan Fransız düşünür, sonunda "bu savaş aslında hiç olmadı" diyerek, medyanın eğer isterse olmayan bir savaşı bile var edebilme becerisine sahip olduğunu vurgulamıştır. Baudrillard kitabında da, medya ve görüntüler aracılığıyla her şeyin bir gösterge sanayisine dönüşmüş olduğunu ve medyanın viral bir gücü sayesinde tüm insanlığın düşüncelerini istenilen alana doğru çevrilebilme gücünden bahseder. Tüm bu gerçekliğin dışındaki hayatta güç odakları da değişmiş, para ve silahın yerini simgesel güçler almıştır. Bu simgesel güçlerin başında medya yer almaktadır.

Baudrillard’a göre tüm bu durumlardan sanat da payını almaktadır. Baudrillard’a göre de sanat, günümüzde gördüğümüz kadarıyla kısır döngüye girmiş ve müzelere hapsolmaya ve süreç içerisinde yok olmaya mahkum bırakılmıştır. Yazar bunun nedenini de, estetiğin ticarileşmesine ve estetiğin farklı alanlarda çıkar amacıyla kullanılmasına bağlayarak açıklamıştır. Günümüz estetiği, biçim altında her yerde maddeleşmiş olan bir estetiktir. Günümüzde insan, sanatın üretiminden çok tüketimi ile ilgilidir. Sanat günümüz insanı için artık, ne bir başkaldırının anlatımı ne de estetik duygusu ile hareket edebileceği bir alandır.

“Ne temel kural, ne yargı, ne de zevk ölçüsü var artık. Günümüzün estetik alanında, kendi kurallarını tanıyacak Tanrı kalmadı; ya da başka bir metafor kullanırsak, estetik zevk ve yargıya ilişkin hassas terazi yok artık. Sanatın durumu, tıpkı gerçek zenginlik ya da değere çevrilmesi imkansız olduğundan, artık değiş tokuş edilemeyen ve bundan böyle yalnızca dolaşan paralar gibidir. Sanat alanındaki hiçbir şey bir diğerine karşıt değil. Yeni geometricilik, yeni dışavurumculuk, yeni soyutlamacılık, yeni figürasyon; tüm bunlar tam bir farksızlık içinde bir arada bulunuyorlar. Bu eğilimlerde özgün bir yaratıcılık kalmadığından aynı kültür alanı içinde bir arada bulunabiliyorlar. Biz de bunları derin bir umursamazlık uyandırdıklarından aynı anda benimseyebiliyoruz.” (syf 20)

Üst üste yığılmış bilgiler, aşırı şişmanlamış sistemler neticesinde sanat ve siyaset ölmüştür artık. Batı’yı var eden temel kavramlardan olan gelişme, ilerleme ve kendini koruma ilkesinin, her yerde, yok oluşun ve ölme haline dönüştüğünü gösterir.

Baudrillard, "Medusa öyle kökten bir ötekiliği temsil eder ki ona bakan ölür." cümlesiyle son bölüme giriş yapıyor. Batı, kendine tehdit olarak gördüğü, “öteki”ni yok etmiş ve sonunda da kendinin kopyası olan zihniyetlerin türediği, kendi cehenneminde yaşayan bireylerin dünyası yaratmıştır.

Baudrillard bu eserinde çağımızda yaşam pratiğinin hızla dönüştüğü postmodern “Batı dünyasına” dair eleştirel bir analiz ortaya koyar. Bu küreselleşen tüm dünya için geçerli bir yargıdır. Modern hayatta, hiçbir hedefinin kalmadığı, insan varlığına ait her şey mekanik bir proteze dönüştüğü, ne temel kural, ne yargı, ne de zevk ölçüsünün varlığından bahsetmenin imkansız olduğu, makinenin yalnızlığı, insanın kendi kendisiyle çatıştığı, ötekinin yok edildiği, aşırı modernliğimizin ürettiği şiddettin ve terörün etkisi altında yaşıyoruz. Bu da Baudrillard’ın sarf ettiği “Düşüncesini yitiren bir şey gölgesini yitirmiş adama benzer; bu şey, kendini kaybettiği bir çılgınlığın içine düşer” cümlesini zihnimizde tekrar parlatıyor fakat bizler yine de her saniye kötülüğü yeniden üretmeye devam ediyoruz.

 

Ekim Fatoş Yılmaz

Yorumlar
Kod: LIAOI