Miras
Troia Efsanesi
  07 Ağustos 2018 Salı , 16:11
Troia Efsanesi
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ilan edilen “2018 Troia Yılı” çeşitli etkinliklerle kutlanmaya devam ediyor. Tarihin en bilinen olaylarından ya da - daha doğru bir tanımlamayla - efsanelerinden bir olarak tanımlayacağımız Troia (Troya), aynı zamanda büyük bir aşka ve savaşa da tanıklık etmiştir.

Troya bildiğimi üzere Yunanlıların büyük ozanı Homeros tarafından yazılan İlyada (İlion Destanı) destanında geçer. Edebi değeri bakımından tartışmasız bir anıtsallığa sahip olsalar da, tarihsellik bakımından tartışmalarla dolu olan bu hikaye, 2500 yıl kadar önce yazılmıştır.

Efsanenin yazarı Homeros ile ilgili de net olmayan birçok bilgi dolaşmaktadır. Bir rivayete göre yazarın kör olduğunu söylenir. Bunun yanında İlyada ve Odysseia destanlarının yazarının da gerçekten Homeros olup olmadığı, hatta destanlarının ne zaman ve nasıl oluştuğu, hangi tarihte yazıldığı soruları da hala kafa karıştırmakta. Kabul görmüş genel fikirler üzerinden ilerleyeceğimiz bu yazıda, Homeros tarafından yazılı metin olarak yayınlanmış, İlyada destanının İÖ 730’lu yıllarda, Odysseia destanın ise İÖ 710’lu yıllarda yazılmış olduğunu kabul edeceğiz.

Troya efsanesi, büyük bir tarihi birikimin bir parçası olarak üretilmiş zengin efsanenin parçasıdır. Troya, Tros tarafından İda Dağı (Kaz Dağı) eteklerindeki Ate Tepesi’nde kurulmuştur. Farklı versiyonları bulunan mitolojiye göre Troya’nın kurucusu Tros’un üç oğlu vardı ve bunlardan birisi İlios’tu. İlios, Ate Tepe’sinde (Delision) bir kent inşa etmiş ve kente kendi adını vermiş. Nitekin, Homeros’un İlyada destanında anlattığı savaş, her ne kadar Troya Savaşı olarak tarihe geçmiş ve öyle ünlenmiş olsa da bu savaşın odağında Troya değil İlion vardır.

Troyalılar, Troya Savaşı’nın iki düşman tarafından birisiydi. Diğeri Akhaiaoi kavmi, yani Akhalardı. Akhalar, şimdiki Yunanistan topraklarında bulunmaktaydılar. Akhalar (Akhaioi) adının tarihsel gerçekliğini belgelendiren bir çağdaş yazılı kayıt henüz keşfedilmemiş olması nedeniyle, Homeros’ta sözü edilen Akhalı kahramanların tarihselliği de tartışmalıdır.

İlyada destanında, Troya Savaşı’nın tümü değil, yalnızca son 51 günü konu edinilmiştir. Yunan mitolojisine göre olay Troya’nın kaderiyle ilgilidir.

Kral Priamos'un karısı Hekabe çok kötü bir rüya görür. Rüyasında, karnından ateşler çıkmakta ve ateşin dumanı, bütün Troya surlarını sarmaktaydı. Hekabe, bu rüyasını önce kocasına; daha sonra da bir kâhine anlattı. Rüyayı yorumlayan kâhinden dünyaya gelecek olan oğlunun Troya’nın yakılıp yıkılmasına neden olacağını öğrenen Priamos, doğacak oğlundan (Paris’ten) kurtulmaya karar verir ve bunun gereğini yapması için bir çoban görevlendirir. Fakat çoban tarafından İda Dağı’nda (Kazdağı) ölüme terk edilen çocuk, dişi bir ayı tarafından beslenir. Bu durumun bir mucize olduğunu düşünen çoban, çocuğu öldürmek yerine kendi çocuğu olarak büyütmeye karar verir ve ona Aleksandros adını verir.

Tanrıların yaşadığı Olympos dağında da ilginç bir kargaşa yaşanmaktadır. Kavga ve nifak tanrıçası Eris, Kral Peleus ile Deniz Perisi Thetis'in evlenme merasimine davet edilmemesinden dolayı bir intikam planlamıştır. Üzerinde ''en güzele'' yazılı, altından bir elmayı, şölenin yapıldığı salonun ortasına bırakıverir. Bu unvana ve elmaya sahip olmak isteyen tanrıçalar; Hera, Athena ve Aphrodite arasında tartışma yaşanır. Her üçü de tanrı Zeus'a giderek onun, hakemlik yapmasını istediler. Baba tanrı Zeus, onların hiç birini gücendirmek istemediği için diplomatça davranıp, bu işlerden pek anlamadığını ve hakemliği bir ölümlünün yapması söyler. Onları hakemlik yapması için Troya'lı Paris’e yönlendirir. Bu üç tanrıçanın insan görünümünde girdikleri güzellik yarışması, Paris’in Troya’daki şenliklere katılması sayesinde annesi tarafından tanınması ve saraya yerleşmesiyle efsane yerini bulur.

Tanrıçalar, karar vermesini kolaylaştırmak için Paris'e rüşvetler teklif ederler. Hera kendisine kudret vaat etti. Altın elmayı kendisine verdiği takdirde Paris Avrupa ve Asya'nın en güçlü kralı olacaktı. Athena kendisini dünyanın en zeki kralı yapacağını ve Yunanistan'la yapılacak bir savaşta kendisine zafer vaat eder. Afrodit ise dünyanın en güzel kadınını Paris'e teklif eder.

Çoban Paris, en güzel kadın benim olsun diye düşünüp, altın elmayı Afrodit'e verir. Böylelikle Troya’ya yıkım getiren kader ağı süreci başlar.

Afrodit ise verdiği sözü yerine getirmek için bir plan yaparak Paris'in, Yunanistan'daki Sparta şehrine gitmesini sağlar. Dünya'nın en güzel kadını Sparta Kralı Menelaos ve Menelaos güzel karısı Helen, Paris'i çok iyi karşılarlar. Menelaos Paris'e güvenerek, karısı ile Paris'i sarayda yalnız bırakıp, kendisi Girit'e gider. Menelaos'un Girit'te olmasından yararlanan Paris, Helen'i Troya'ya kaçırır.

Menelaos'un Mikenai kralı olan ağabeyi Agamemnon yardım ister. Agamemnon Yunanistan’ın tüm Akha/Miken krallarını Helene’yi geri almak için Troya’ya düzenlenecek sefere katılmaya davet eder. Onların bu davete icabet etmesiyle de Troya Savaşı başlar.

Destanlara göre 10 yıl devam eden Troya Savaşı’nın nedeniyle ilgili olarak buraya kadar anlatmış olduğumuz her şey eski Yunan edebiyatının sözlü geleneğinde üretilmiş bir destan kurgusudur.

Destanın asıl bizim ilgimizi çeken bölümü ise, geçmişten günümüze efsanenin simgesi halinde gelen ahşay Troya atıdır. Destanlara göre Troya Savaşı’ndan zaferle ayrılan Mikenler, Epeios adlı bir ahşap heykel ustasına borçluydular. Odysseus tarafından düşünülüp tasarlanmış olan devasa büyüklükte bir Tahta At heykeli yapmış, bu atın karnına aralarında Odysseus’un da bulunduğu seçkin Akha savaşçıları yerleşmiştir.

Troyalılar, Troya Atı olarak da tarihe mal olan tahta at’ın bir tuzak olduğundan kuşku duymuyor değillerdi. Fakat tüm yaşanan gelişmeler sonucunda tahta at, Troya kentinin içine alınır, gece olunca Akha savaşçıları tahta atın karnından çıkıp, nöbetçileri öldürüp kentin kapılarını açarak Akha ordusunun içeriye girmesini sağlarlar. Böylece Akhalar, Troyalıları uyku halindeyken yakalayıp katletmeye başlarlar, kenti de yakıp yıkarlar. Troya'nın baştan başa yakıldığı o korkunç gecede, Aphrodit, güzel Helen'e de yardım etti. Paris'in ölümünden sonra töreye göre Paris'in kardeşi Deiphobos'la evlenmiş olan Helen Aphrodit'in de yardımıyla eski kocası Menelaos'a gider.

Her ne kadar bunların bir kurgudan ibaret olduğu bilgisi de söz konusu olsa da, Troya ve İlion’un Geç Tunç Çağı’da var olduğunu düşünmemize imkân sağlayacak deliller söz konusudur. Hititçe Çivi yazılı belgelerde Troya ve İlion ile eşleştirilebileceği düşünülen kanıtlar yer almaktadır.

Belli başlı kaynaklarda, Homeros’un İlayada destanının konusunu oluşturan Troya Savaşı’na adını veren Troya ismi, tarihi çağlarda bir yerleşim biriminin adı olarak kullanılmadığından, ancak İlion’un da içinde bulunduğu bölgenin ismi tarihi çağlarda Tro(i)as’tı isminde bir yerleşim yeri olduğundan bahsedilir.

Yunan tarihçi Strabon (MÖ 63 – MS 23) tarafından Aristoteles’e (Aristo) atfen aktarılan şu satırlar bu gerçeğin altını çizer:

“…(Troya) surlarının yakın zamanda yapıldığını söylüyor ya da Aristoteles’in dediği gibi hiç yapılmamışlardır ve bunlar Homeros tarafından hayal edilmiş ve sonra da onun tarafından gene hayalen kaldırılmıştır”

Troya’da kazılar yapan, Yunan tarih öncesi araştırmalarına önemli katkılarda bulunan ABD’li arkeolog Carl Blegen de Dörpfeld’e göre Troya, Akhalar tarafından yıkılmadı. Troya’yı yıkan bir depremdi. Depremden sonra yeniden inşa edilen Troya daha sonra yangınla yerle bir olmuştur. Bu öneriye göre Akhalar, deprem nedeniyle yıkılan Troya’yı ele geçirip yakıp yıktılar. Troya Atı efsanesinin temelindeki gerçeğin de bu nedenle deprem olması gerektiğini düşündüler. Yani Tahta At, Troya’yı ele geçirmek için başvurulan bir savaş hilesinin ürünü değildi. Akhalar, Troya’yı yıkan deprem tanrısı Poseidon’a minnettarlıklarını devasa büyüklükte bir tahta at heykeli yapıp ona sunarak ifade etmişlerdi.

Yorumlar
Kod: A7YD7
İlgili Haberler