Anamorfoz
Toprağın Kabulü, Betonun Reddidir
  02 Mart 2018 Cuma , 16:52
Toprağın Kabulü, Betonun Reddidir
Yağmur elbette yaralar açacaktır yüreklerimizde çünkü yüz yıllık ağaçlar köklerini salacak bir toprak yerine duvarla karşı karşıya kalmışlardır. Şimdi hangi duvar hazırdır sıkılmış bir kök yığınına?

Kökümüzü nereye bırakacağımız bir seçim halinde iken, yeni düzen uygulamaları ile birlikte “bırakmak zorunda bırakılmaya” evrilmiştir. Kapitalizmin, dünyamızdaki hırçın yankısı! Evler üzerine evler, katlar üzerine katlar çıkılırken, bir ağacın köklerinin nereye sarılacağı ise asla düşünülmemiştir.

Şimdi, pencereleri ardımızda bırakma saatidir. Özgürlüğe daha çok yaklaşabilmek için. İnsan, kendinde varolan özüne ne kadar yaklaşabilirse, o kadar özgürdür. (çünkü bilemezsin pencerelerde demirlerin olup olmadığını...)

Yankılar çarpar duvarlara. Hiç düşündük mü bilemeyiz ama yok olmaz “çok sevdiğimiz şeyler” kolay kolay. Konuşulanlar, geçmiş zaman kipinde kalır. Ama bilemeyiz duvarların sesleri içine hapsettiğini. Duvarlar, gece saat üçe yaklaşırken fısıldar kulağımıza unutmaya çabaladığımız her ne varsa. Duvarlar, kökleri kabullenmeyişlerini fısıldar dururlar.

İnsanın yalnızlığı, gün geçtikçe garip bir hal alır. Ve bu yüzden vazgeçer çoğu şeyden. Merak ettiği tek husus ise, ağaçların duvarlara nasıl kök salabildiğidir. (Hangi duvar toprak kadar sımsıcak kucaklayabilir ki bir yaşamı?)

Ne denmiş bilirsiniz: “Yalnızlık, insanın kaçınılmaz bir süreç sonucunda sürüklendiği ve dış şartların dayattığı ‘tek başınalık’tan, ‘bir kişi kalmak’tan, ‘kimsesizlik’ten, ‘gariplik’ten farklı, hem çok farklıdır.” 

Neden düşünülmüyor genel kabul edilmiş doğruların aksi? İnsan, yalnız kalmayı tercih mi eder yoksa diğer tüm insanlardan vaz mı geçerek bu konuma erişir? Kıyas, hırs, ispat, kıskançlık, kriz... Yalnızlık, modernizm ile birlikte gelen tüm korkunç hissiyatlara bir başkaldırıştır.

“Yalnızlığımız tercihimizden değil, istenmeyişimizdendir. İstenmeyişimizi kabullenemediğimizdendir.”diye karşı çıksa bir ses, yine oturur anlatmaya çalışırız olan biteni. Neden istenmeyesin, neden kendini birilerine kabul ettirmeye çalışasın! İnsan, görüldüğü üzere çoğu zaman özündeki kıymeti yakalamayı başaramamıştır.

Peki tüm bu olan biten yalnızlıktan nasıl kurtulunulur? İşte bu sorunun cevabını aramak için yönelmeliyiz içerimize. Zihnimiz, aldatılmışlıklarla dolu. Önce doğru bildiğimiz yanlışlardan sıyrılacağız. 

Daha yeni, bir kadın rüyalarında gördüklerine katlanamadığı için intihar etti. Daha yeni, bir çocuk anne-babasının baskısına dayanamayınca stresten felç geçirdi... Daha çok yeni; bizim haricimizde kalan insanlığa mükemmel bir hayat içerisindeki mutluluğumuzu (!) kanıtlamaya çalışırken yitirildi insanlığımızdan çoğu şey.

Sonrasında ise neleri kaybettiğimizi hatırlayarak devam edeceğiz işe: Neleri yaptığımıza değil, neleri yapmadığımıza dikkat kesileceğiz. Ve hakkıyla yaşayacağız. Yaşamı anlamlı kılmak için elde olan bir çoğulluğa ihtiyacımız olmadığını bileceğiz. Yaratılışımızın amacını anlama yoluna girişeceğiz. Nasıl yaşayacağız? Nasıl mı yaşayacağız:

“Her insanın beş duyusuyla algıladığı bu dünya üzerinde bir hayatı var. Ben bu hayatı bilerek, isteyerek, her dakikasını kendimin kılarak, duyarak ve düşünerek uyanıklık içinde yaşamak istiyorum.”

İşte böyle. Uyuyorduk kaç zamandır. UYANACAĞIZ! “5 dakika daha” bile kaybedecek vaktimiz yok!

Deli gibi değil, gayet aklı başında hislerle sarılacağız yaşama. Bir gün evimizde oturmuş, düşünceler içerisindeyken, birkaç dizenin gizemini keşfederek kavrayacağız hayatın bize nasıl başat nasıl avrat  olduğunu...

Kan karanlıksa, kelimeler aydınlıktır.

Tüm sessiz kalışların çığlığına ithafen. (Bir ağacın köklerinden, göğe doğru uzanan...)

Zeynep Betül DEMİRSES

Yorumlar
Kod: FD5IC