Anamorfoz
Toplumun uyumsuz çocukları: Entelektüeller
  21 Haziran 2018 Perşembe , 12:12
Toplumun uyumsuz çocukları: Entelektüeller
Yirminci yüzyılın ortalarına kadar entelektüel, entelektüalizm ve entelijansiya gibi sözcükler, İngilizcede büyük ölçüde olumsuz bir çağrışım uyandırmaktaydı. Günümüzde de görülen bu etkiler, eskisine nazaran azalmış da olsa varlığını sürdürmekte.

Kimi görüşlerde, entelektüelin, bütünlük oluşturmayan bir kişiliği olduğu söylenebilir. Hatta onu “iflah olmaz bir muhalif” olarak tanımlar.

Günümüzde entelektüel denilince başkalarının gerçekliğinin farkında olan, sahip olunan dilin ve milliyetin sağladığı kesinliklerin ötesine geçebilen evrenselliği yakalamış bir kişilik anlatılır. Bu anlamda önemli bir kaynak olarak nitelendirebileceğimiz Edward Said’in “Entelektüel” kitabında tarif edilen bu özellik günümüzde kabul gören bir tanımlamadır. Burada önemli olan ve altının çizilmesi gereken nokta, entelektüelin sahip olması gereken özerk yapıdır. Entelektüel kendi dini, dili ve milletinin ötesine geçen evrensel bir düşünce yapısına sahip olması gerekir. Yani çok okumanın ve çok bilmenim dışında bir alandan bahsedilir.

Tabi ki hepimiz bir toplumun, dinin ve dilin içinde doğuyor ve büyüyoruz. Tüm bu etkilerden insanın kendini sıyırması ne kadar mümkündür sorusu, cevabı ise “farkında olmak”ta yatar. Entelektüelin en önemli görevlerinden biri insan düşüncesini ve insanlar arası iletişimi kıskacı altına alan klişeleri ve indirgeyici kategorileri kırmaktır.

Antonie Gramsci’nin “Hapishane Defteri” kitabında “bütün insanlar entelektüeldir, ama toplumdaki herkes entelektüel işlevini görmez” diye yazar. Gramsci entelektüelleri geleneksel ve organik entelektüel olarak iki gruba ayırır.

Bu alanda Fransız filozof Julien Benda’nın yaptığı tanımlama bizim genel görüşe daha yakın bir çizgidedir. Benda, entelektüeli, insanlığın vicdanı olan süper yetenekli, ahlaki donanımları gelişkin filozof krallardan oluşan bir avuç insan olarak tanımlar.

Said kitabında Entelektüelin bugüne kadar neyi temsil ettiğinin en doğru ve dürüst cevabının Amerikalı sosyolog Wright Mills’den geldiğini yazar.

Mills: “Bağımsız sanatçı ve entelektüel sahiden yaşayan şeylerin basmakalıplaşmasına ve sonuç olarak cansızlaştırılmasına karşı direnebilecek ve mücadele edebilecek donanıma sahip, sayıları gittikçe azalan birkaç kişiden biridir. Artık gerçekten yeni düşünceler geliştirmek için modern iletişim araçlarının [yani, modern temsil sistemlerinin] bizi gördükleri klişe görüş ve düşünce batağının maskesini indirme, sürekli olarak bunların etkisini kırma kapasitesi gerekir. Bu kitle-sanatı ve kitle-düşüncesi dünyaları giderek daha fazla siyasetin taleplerine maruz kalmaktadır. İşte bu yüzden entelektüel dayanışma ve çabaların odak noktası siyaset olmalıdır. Düşünür siyaset mücadele içinde hakikatin değeri ile bizzat ilişki kurmazsa, yaşanan deneyimlerin bütününü sorunlu bir biçimde ele almaz.”

Entelektüel genel görüşe uymak zorunda değildir. Bu da muhafazakâr toplumlar için kabul edilemez bir tehdittir. Düşünceyle arası hiçbir zaman iyi olmamış dünya toplumlarında, gerçek bir düşünce insanı olmak, üretmek ve taraf olmak, göğüs gerilmesi gereken zorlu bir hayat mücadelesinin içinde olmak demektir. Entelektüel temsil edilmeyen ve zayıf olandan yana olmalıdır. Bu doğrultuda entelektüel kesinlikle “iflah olmaz bir muhalif”tir. Bunu sadece taraf olmak adına yapmaz. Entelektüel gücün karşısında yer alır çünkü Lord Acton'ın dediği gibi : "Güç yozlaştırır, mutlak güç mutlaka yozlaştırır." Entelektüelin görevi salt hükümet politikalarını eleştirmek değil, bilginin ve aklın gösterdiği yola doğru ilerlemektir. Entelektüeller kavramının içinin boşaltılmasının ve onunla ilgili olumsuz tanımlamaların nedeni de bunda aramak gerek. Pek çok muhafazakar görüşte entelektüeller marjinal kişiler olarak tanımlanır. Çünkü sistem sadakat ve itaat ister. Entelektüelin uyumla ilgili sıkıntıları vardır. Marjinallik bir entelektüelin sahip olması gereken en önemli özelliktir. Bireyin bilincini güdümleye toplum içinde tasnif edilmeyen düşünceler aslında daha büyük değer kazanımlarına yol açar.

Said kitabında, Frankfurt Okulu'nun önemli düşünürü Adorno’nun gerçek bir entelektüel olduğundan bahseder. Adorno ister kendi tarafına ait olsun ister başkalarına, bütün sistemlerden eşit ölçüde nefret eder. Ona göre hayat en çok bütün halini aldığı zaman sahteleşir.

Entelektüel yerleşmenin, uyum sağlamanın verdiği ödüllerden uzaktır. Bir insanın bağlılıklardan ve duygulardan kendini geri çekmesi kolay değildir. Bu her şeye yabancı olmayı gerektirir. Entelektüel tüm bunlara rağmen geri duramaz, topluma eklenmiş olmaya karşı gelir. Toplumun kurmuş olduğu düzen denilen sıradanlığın içinde kendine yer edinmenin yerine, huzursuzluğun verdiği huzuru tercih eder.

Kitapta entelektüelle ilgili imgenin moda bir deyim olarak öneminin yitirilmesi endişesinden bahsedilir. Günümüzde bu kavram anlamını yitirmiş ve kişinin konumlandığı yere göre öznel bir tanımlamaya sahip bir sözcük olmaya doğru evrilmiştir. Entelektüel ne bir düşüncenin düşmanı ne de kölesidir. Her duruma edinmiş olduğu bilgi ve tecrübesini katarak yaklaşır. Gelişmeleri sürekli takip etmek ve salt bilgiyi edinmekten öte onu işlenmeyi bilen bir düşünce insanıdır. Bu anlamda gelişmiş toplumun olmazsa olmazlarıdır.

Ekim Fatoş Yılmaz

 

Yorumlar
Kod: B81E8