Miras
Tasvir Sanatının Ağır Başlı Hali: Minyatür
  21 Mart 2018 Çarşamba , 16:24
Tasvir Sanatının Ağır Başlı Hali: Minyatür
Küçük çizimlerin içinde, büyük dünyalar barındıran bir sanat olan minyatür, tarihi bir vesika olması ve ince bir sanat ürünü olması sebebiyle önemli bir değerdir. İçinde barındırdıkları yaşanmışlıklar, güzellikler, emek ve sabrı ile günümüze kadar ulaşmış bu sanat dalını yeniden hatırlatmak istedik.

Çok küçük ve ince şekilde meydana getirilmiş olan resimlere minyatür adı verilir. Batı’da, «minyatür» Doğu'da, «nakış» diye adlandırılan bu renkli resimlerin kendisine has bir yapılış tekniği, bir üslubu vardır. Minyatürlerin,  göze çarpan ilk özelliği canlı renkleri, mesafelerin belirtilmemesi, şahısların ve başka şekillerin birbirini kapatmayacak şekilde dizilmesi, arka planda olanların, sayfanın üstünde gösterilmesi,  insanların iriliğini önemlerine göre tayin etmek, manzarada uzaklığı ne renk, ne boy nispeti yönünden belirtmemek, teferruatı çok ince detaylarla belli etmek (kaş, kirpik, kürk gibi şeylerin tüylerini teker teker boyamak),  renkleri ışık-gölge etkisi aramadan dümdüz sürmek, bu özelliklerin başlıcalarıdır. Minyatürde perspektif, gölge-ışık yoktur. Her şey çizgi ile sınırlıdır. Genelde şema havadan bakıştır. Bütün konulara kuşbakışı bakar ama objeleri önden görür. 

Orta Çağ Avrupası’nda el yazması kitapların başlıklarının kırmızı ile yazılması geleneği yaygındı. Latince adı “minium” olan kurşun oksit güzel rengi ile bu işte kullanılan maddeydi. Minyatür sözcüğünün kelime kökeni olarak bu sözden geldiği tahmin edilmektedir. Osmanlı’da ise minyatür sözcüğü için nakış kelimesi kullanılır minyatür yapan kişiye de nakkaş adı verilirdi. Kağıt, fildişi gibi maddeler nakkaş tarafından ince ince işlenirdi.

Minyatürün geçmişi Doğu kültüründe çok eski tarihlere kadar dayanır. Minyatürün kökeninin Doğu olduğu iddiası yaygındır. Doğu ve Batı kültüründe ortaya konan minyatürler benzerlik gösterse de kullanılan temalar ve renkler bakımından birtakım farklılıklara da sahiptir. İlk örneklerine eski Mısırlılarda rastlanan minyatürler o dönemlerde papirüs, parşömen ve fildişi gibi malzemeler üzerine çiziliyordu. Roma, Bizans ve Süryanilerde de minyatür örneklerine rastlanmaktadır. 8. yüzyıldan sonra minyatür sanatı Avrupa’da da yayılmaya başladı. 12.yüzyıldan sonra din dışı minyatürler de görülmeye başlandı. Bu tarihten itibaren işlenen metin ile minyatürler arasında uygunluk sağlanmaya çalışılmıştır.  

İslâm minyatürlerinin mevcut en eski örnekleri on ikinci ve on üçüncü asırlara aittir. İlk İslâm fetihlerinden sonra İran'da Zerdüşti rahiplerin elinde bulunan bazı resimli yazmaların müslüman sanatkarlara (musavvir / nakkaş) ve Maniheist Uygur minyatürlerinin örnek teşkil etmiş olabileceği düşünülmektedir. Uygur minyatürleri,  figür tipleri ve kompozisyon anlayışı bakımından Selçuklu minyatürlerinin öncüsü sayılmaktadır. 

Selçuklu minyatürlerinin Anadolu'ya yayılmasıyla birlikte ilk Türk-İslam minyatür üslûbu doğmuştur. On üçüncü asır başlarında Konya'da hazırlandığı anlaşılan Ayyukî'nin Varka ve Gülşah mesnevisindeki figürler nakkaş Abdü'l-mü'min el-Hûyî tarafından çizilmiştir. Tasvirlerde simgeler yoğun olarak kullanılmıştır

Osmanlı’da minyatür 15. yüzyılda az rastlanır. Fatih devrinde birkaç minyatür, II. Beyazıt devrinden birkaç kitap bulunmaktadır. Günümüze gelen minyatürlerin yüzde 60’ı- 70’i Kanuni döneminde yapılmıştır. Minyatür sadece padişah, çocukları ve saraydaki birkaç kişi için yapılıyordu. Elyazması olduğu için çoğaltılmazdı. 20. yüzyılın başına kadar geçen dört yüzyıl içinde, bu minyatürleri gören insanların sayısı birkaç bini geçmez. Sadece Mekke-Medine tasvirleri bazı camilerde çini üzerine işlenmiştir. Osmanlı klasik dönemin en büyük ustası Nakkaş Osman’dır. Türk minyatürünün Leonardo De Vinci’si gibi kabul edebileceğimiz Nakkaş Osman Surname ve Şeyhname minyatürlerini çizmiştir. Matrakçı Nasuh Kanuni ile birlikte seferlere gitmiş Venedik, Cenova, Zigetvar, Belgrat, Tebriz, Bağdat ve Şam’ı çizmiştir. Diğer önemli minyatür ustası 18. Yüzyılda Levni’dir.

Levni’nin çizdikleri, Nakkaş Osman’a göre daha devrimci, atılımcıdır Her biri tarihi birer belge niteliği taşıyan Osmanlı minyatürleri günümüzde geçmişe yönelik bazı soruların aydınlatılmasında önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle Osmanlı'nın saray hayatı, muhabere-muhasara, portre ve tarihi konuları anlatan bu minyatürlerin büyük bir bölümü ne yazık ki  zaman içerisinde yok olup gitmiş, birçoğu da değişik vesilelerle yabancıların koleksiyonlarına katılmıştır. Osmanlı saray teşkilatı içinde Fatih'ten itibaren ehl-i hıref adı altında sanatçı topluluğu oluşturulmuştur.

Sarayın her türlü sanat ve zenaat işlerini gören ve saraydan maaş alan bu topluluk imparatorluğun politik gücünün üst düzeye ulaştığı ve devletin hazinesinin zengin olduğu dönemde kalabalık bir kadroya sahiptir. Osmanlı bu sanatı devlet işlerinin bir parçası olarak görmüştür. 
Günümüzde ise, çoğunluğu el yazma kitapların sayfalarında bulunan ve kitapların metnini açıklayıcı nitelikte olan bazı eserler, başta Topkapı Sarayı Müzesi olmak üzere değişik müzelerde sergilenmektedir. Osmanlı'dan günümüze kadar gelebilen bu eserler üzerinde yapılan incelemeler sonunda eserlerin büyük çoğunluğunun, Fatih dönemi ve sonrasından kalma olduğu tespit edilmiştir. On sekizinci yüzyılın sonlarıyla on dokuzuncu yüzyılın başlarında hazırlanan kıyafet albümleri ve sefâretnâme türündeki eserlerde yer alan resimlerin, artık üç boyutlu tarzda ve sulu boya ile bazı tek figür resimlerinin kağıt üzerine yağlı boya teknikleriyle yapılması, geleneksel Osmanlı minyatürünün sona ermesine yol açmıştır. Bu dönemde Osmanlı sarayının hizmetinde bulunan Refâil ve Kostantin Kapıdağlı gibi ressamlar, tuval üzerine yaptıkları padişah portrelerinin dışında kâğıt üzerine de çalışan son sanatkârlardır.

Minyatür nasıl yapılır: Minyatür ustası öncelikle kullanacağı malzemeyi (kağıt, fildişi, aharlı kağıt, parşömen) sert bir zemin (mermer) üzerine serer. Ve bunu fildişi çubuklar ya da mermer silindirlerle düzleyip parlatır. Önceden tasarlamış olduğu motifleri kağıt üzerine ıslak fırça yardımıyla çizer. Yakınlık-uzaklık, perspektif- ışık gibi unsurdan bağımsız kalınır.

Minyatürcünün fırçası birkaç yavru kedi tüyünden ya da ondan daha uzun olan samur kılından yapılmış fırçalardır. Bu minyatür ustasının taslağı olur. Taslak tamamlandıktan sonra ise ana hatları, kırmızı ve siyah mürekkeple belirler. Bazı minyatür sanatçıları alt zemine ince altın tozundan oluşan ince bir tabaka sürerek minyatürün daha parlak, görünmesini sağlar. Bazıları ise resim yapılacak kağıdın üzerine bir çeşit zamk katılmış üstübeç sürer.

Ayrıca minyatürde kök boya, doğal toprak boya kullanılır, böylece boyaların birbirine karışmasının önüne geçilmiş olur. Nihayetinde ise taslak veya eskiz renklendirilir, tüy kalem adı verilen farklı kalınlıktaki fırçalarla minyatür tamamlanır. Boyaların sabit kalması içinse içerisine yumurta sarısı ilave edilir.( Bu teknik 14. ila 18. yüzyıl arasında uygulanmış, sonrasında yumurta sarısı yerine tutkal kullanılmaya başlanmıştır.)

 Aynur Kaplan
 

Yorumlar
Kod: USJYR
İlgili Haberler