Şahsiyetler
Sontag: ‘’ Edebiyat, bize dünyanın neye benzediğini anlatabilir.’’
  26 Şubat 2018 Pazartesi , 12:58
Sontag: ‘’ Edebiyat, bize dünyanın neye benzediğini anlatabilir.’’
Susan Sontag, sıfatlara sığmayan bir kadın. Büyük bir düşünür, deneme yazarı, hikâyeci, eleştirmen. Fotoğraftan hastalığa, edebiyattan sinemaya ve siyasete, çok farklı konularda yetkin bir şekilde kalem oynatarak dünyaya yaklaşımımızı ve düşünme biçimlerimizi etkilemiş bir isim.

Sontag’in ölümünden sonra çıkan derlemesi, At the Same Time (Aynı Anda), daha önce yayımlanmamış denemelerine, incelemelerine ve konuşmalarına yer veriyor. Sontag burada estetikten, fotoğraftan, 11 Eylül’den, Amerika’dan ve Avrupa’dan bahsediyor ama en çarpıcı sözlerini edebiyat üzerine sarf ediyor. Alman Yayıncılar ve Kitapçılar Birliği Barış Ödülü konuşmasında edebiyatın sorgulayıcı ve muhalif yanını vurguluyor.
 
‘’Edebiyatın görevlerinden biri de dönemin hâkim inançlarına karşı sorular sormak, karşı görüşler biçimlendirmektir. Sanat muhalif olmadığı zaman bile sanat dalları zıtlaşmaya yönelir. Edebiyat, diyalogdur; hızlı tepki vermedir. Edebiyat, kültürler evrilip birbiriyle etkileşime girerken insanın canlı olana ve can çekişene karşı verdiği tepkinin tarihi olarak tanımlanabilir.’’
 
 Yazar, dönemin hâkim inançlarını sorgularken insanın kendi inançlarını da yıkar, düşüncelerini değiştirir, hisleriyle oynar:
 
‘’Yazarlar ayrılığımıza, farklılığımıza dair bu klişelerle savaşabilirler – zira yazarlar efsaneleri sadece aktarmaz, yaratırlar da. Edebiyat sadece efsane değil, karşı-efsaneler de sunar; tıpkı hayatın karşı-tecrübeler sunması gibi – düşündüğünüzü, hissettiğinizi ya da inandığınızı sandığınız şeyi yıkan tecrübeler.’’
 
 Yazar dikkatini dünyaya verir ve edebiyatı aracılığıyla bizim anlayışımızı derinleştirir, empatimizi geliştirir ve daha insancıl olmamızı sağlar.
 
‘’Bence bir yazar, dikkatini dünyaya veren biridir. Bu, insanların kötülük kapasitelerini anlamaya, kavramaya, bu kapasiteyle bağlantı kurmaya çalışmak anlamına gelir; aynı zamanda da anladığı şey karşısında bozulmamak, yüzeyselleşip bir kiniğe dönüşmemek anlamına.
Edebiyat bize dünyanın nasıl bir yer olduğunu anlatır.
Edebiyat insana ahlak ilkeleri kazandırır ve dille, anlatıyla cisimlenen derin bir bilgi birikimi sunar.
Edebiyat, biz olmayanlar, bizim olmayanlar için gözyaşı dökme becerimizi geliştirir, çalıştırır.
Biz olmayan, bizim olmayanlarla yakınlık kuramazsak nasıl insanlar oluruz? En azından zaman zaman kendimizi affedemezsek nasıl insanlar oluruz? Öğrenemezsek nasıl insanlar oluruz? Affedemezsek? Olduğumuzdan başka biri olamazsak?’’

 
 Konuşmasının en çarpıcı bölümlerinden birinde Sontag çocukken eyaletin kuzeyinde kalan, Alman savaş askerlerinin kapatıldığı hapishanenin onda yarattığı gerginliği anlatıyor. Çevresine uyum sağlayamayan bir kız olarak “daha büyük bir gerçekliğe kaçmak için” kitaplara, edebiyata sığınıyor Sontag. Yıllar sonra, edebiyat ve sanat tarihi öğrencisiyken askere alınan eleştirmen Fritz Arnold’la arkadaş oluyor. Amerikalılar tarafından yakalanan Arnold tam da Sontag’i korkutan hapishaneye gönderiliyor ve burada tutuklu kaldığı üç seneyi “İngiliz ve Amerikan klasiklerini tekrar tekrar okuyarak” geçiriyor. Sontag, edebiyatın zihni hem gerçek hem mecazi hapishanelerden kurtarıp özgürleştirmesine değiniyor:
 
‘’Edebiyata, dünya edebiyatına erişebilmek ulusal kibir, eğitimsizlik, zorunlu dar kafalılık, budalaca öğretim, kusurlu kader ve talihsizlik hapishanesinden kaçmak demekti. Edebiyat, daha geniş bir hayata giriş pasaportuydu; yani özgürlük bölgesine.
Edebiyat özgürlüktü. Özellikle de okumaya ve içe dönüklüğe böyle yoğun bir şekilde meydan okunan bir zamanda edebiyat özgürlüktür.’’

 
 1933 yılında bugün dünyaya gelen Sontag, yaşasaydı 85 yaşında olacaktı. Aramızdan ayrılmış olsa da diğer tüm büyük yazarlar gibi edebiyatıyla bizi özgürleştirmeyi sürdürüyor.
 
Kaynak: Brain Pickings.

Yorumlar
Kod: LIAOI