Diyalektik
Popüler Kültürün Kalesi
  05 Mart 2018 Pazartesi , 15:32
Popüler Kültürün Kalesi
Televizyonun ortaya çıktığı 1940’lı yıllarda, insanın her gün böyle bir kutuya bakmasının gayet anlamsız olduğunu ve bu icadın tutulmayıp 6 ay sonra ortadan kaybolacağı yönünde düşünce balonu etrafta dolanmaktaydı. İnsan aklını yücelten bu yanlış saptamanın önemli bir nedeni ise televizyondaki içeriklerin bu denli zengin ve insan aklını oyalamaya yönelik olacağının öngörülememiş olması. Bugün evlerdeki bütün televizyonlar, klasik bir icadın ötesinde, sözü kesilmemesi gereken bir iktidar öğesi olarak evimizin en kıymetli köşesinde yer almakta.

Televizyon,  popüler kültürün lokomotifi görevini üstlenmekte ve ürettiği ve sunduğu içerikleriyle, popüler kültürün oluşumunda ve sürdürülmesinde önemli bir etken olarak varlığını her geçen gün sağlamlaştırmakta. Dolayısıyla insanlar büyük oranda dünyayı medyanın yaptığı tanımlara göre kavramsallaştırmakta ve anlamlandırmaktadır.

Ne yazık ki kitle iletişiminde televizyonun rolü diğer kitle iletişim araçlarından çok daha fazladır çünkü televizyon tek bir kaynaktan kimliği belirsiz çoğunluğa gönderilen mesajları en çok barındıran kitle iletişim aracıdır. Televizyonun en popüler popülerleşme aracı olduğunu söylesek yanlış olmaz herhalde. Tüm bu niteliklerden dolayı çoğunluğu yönlendirme gibi gizil ve önemli bir gücü elinde tutmaktadır. Televizyonda yer alan içerikleri düşündüğümüzde, televizyonla büyüyen nesiller için ne kadar vahim sonuçlar getirdiği ve gelecekte de getireceği ortada. İnternetle birlikte iktidar alanı biraz daha farklı bir boyuta kaymış olsa dahi televizyonun gücü yine de varlığını sürdürmektedir. Günümüzde de televizyon internet alanında kendi gücünü sağlamlaştırmaya yönelik önemli atılımlar gerçekleştirmiştir. 

Televizyon eğlence ve oyalanma aracı olarak günlük rutin içinde, insanlarının çalışma dışındaki bütün zamanlarını bağımlı bir şekilde geçirdiği büyük zaman dilimini temsil eder. Neil Postman’a göre bu eğlendirme karşılığında televizyon da; insanları içten fethetmekte, beyinlerini güle oynaya, eğlendire-keyiflendire oymakta, onları yiyip bitiren bir canavara dönüşmektedir.

Bu konuda önemli çalışmalara imza atmış modern iletişim çalışmalarının mucitlerinden biri olan Paul Lazarsfeld, 1940'lardan bu yana, medya ve televizyona ilişkin çok sayıda eleştirel yaklaşım geliştirilmiştir. Frankfurt Okulu perspektifinden bakıldığımızda ise televizyon, Horkheimer, Adorno ve arkadaşlarının adlandırmasıyla bir “kültür endüstrisi” biçimidir. 

Televizyon tüm bu olumsuzluklara rağmen bir türlü çözülemeyen ve yıkılamayan bir gücün simgesi olmuş durumdadır. Televizyondaki her türlü çirkinliğin normal karşılandığı bir alan olmasının yanında, insanlığın bilinçsel gelişimi de ortadan kaldıran kopya insan modeli yaratan bir makine durumundadır. Ünlü yönetmen Jean-Luc Godard’ın ‘’Sinema bellek üretir, Televizyon ise unutkanlık imal etme enstitüsüdür’’ sözünde televizyonun insan belleği üzerinde yıkıcı etkisinden bahseder. Bunun yanında,  temel malzemesi görüntü olan sinemanın da doğru bir bilinç akışı içersinde, belli sanatsal çerçeve ile hikaye anlatma sanatı olduğunu tekrar vurgular.

Televizyon sürekli olarak devam eden bangırtısı insanı edilgen kılar ve insanın sürekli meşgale durumuna getirdiği bu televizyon izleme rutini nedeniyle,  bilinçdışının derinliğinden çıkıp gelecek kavrayışlara yol vermesi gittikçe daha zor bir hal alır. Şüphesiz, bir birey usdışından – yani deneyiminin bilinçdışı düzeyinden- korkuyorsa kendisini sürekli meşgul kılmaya, çevresindeki en yoğun gürültüyü muhafaza etmeye çalışır. Bunun için de tabi ki televizyon izleyicisi olmayı seçer.

Edilgen bir televizyon seyircisi olmamız durumunda, bilincin o karmaşık ve zorlayıcı tarafından uzak durarak kendimizi sakinleştirir ve tekrarlarla kendimizi bu dünyaya uyumlamaya çalışırız. Aslında ortadan kaldırdığımız şey kendi belleğimizdir. Kierkegaard’ın dediği gibi daha fazla bilinç, daha fazla benlik demektir. Asıl olarak bizler televizyon seyircisi olmakla, bilinci dışsal etkilerle belirleyip, kendimizi kendimizden biraz daha uzaklaştırmayı seçiyoruz. 

Tüm bunların ayrımına varabilmek, verili olanı kendi değer süzgeçlerimizden geçirebilmek ve en önemlisi medyadaki her bilginin ‘’kurgu’’ olduğu gerçeğini unutmamak için iyi bir medya okuryazarı olmak şart. Ya da her şeyi alaşağı edip, baktığımız yeri tümden değiştirmeli!

 

Ekim Fatoş Yılmaz 

Yorumlar
Kod: 41T71