Şahsiyetler
Ömer Hayyam’dan Charles Baudelaire’e: Ayrı coğrafyaların benzer ruh haritası
  19 Temmuz 2018 Perşembe , 14:45
Ömer Hayyam’dan Charles Baudelaire’e: Ayrı coğrafyaların benzer ruh haritası
“Ey dost Çekmeyelim yarının gamını Ganimet bilelim ömrün bu biricik demini"

Ömer Hayyam yaklaşık dokuz yüzyıl önce Avrupa ve Asya’nın birçok dil, sanat ve manevi geleneklerinin merkezi olan İran topraklarının bir bölgesinde yaşamını sürdürdü. Eserleriyle zamanın ve mekanın ötesine geçmeyi başaran Ömer Hayyam, böylelikle kendisinin fani dünyadan sonsuzluğa taşıyacak sırra da nail olmuştur. Ki kendisi de ölüm ve yaşam arasında derin düşüncelerinde de bu konudan bahsetmiştir.

Ömer Hayyam’ın insanın yaratılışı ve evren hakkında kendine has bir düşünce ve felsefesi vardır. Kendisine mantıksız gelen hiçbir şeyi körü körüne kabul etmez. Olup biten her şeyin nedenini yaşamın maddi aklına dayanarak çözmeye çalışır. Rubailerinde de, insanın akıl ve mantık gözü ile sığ bilginin kıskacından uzak bir şekilde dünyaya baktığı takdirde gerçeği görebileceğine inanır. Hayyam’ın gerçeği kimseninkine benzemez. Hayyam’ın görüşüne göre yaşam ve ölüm yer değiştirebilir. Başka bir ifadeyle, nice insanlar öldükten sonra eser ve düşünceleriyle yaşamaya devam ederken, bazıları ise yaşarken bile ölüden farksızdır. Bu yüzden de Hayyam yaşamından dokuz yüzyıl sonra bile hatırlanmaya devam etmekte.

Ömer Hayyam, matematik, fizik, metafizik, musiki, astronomi, felsefe ve mantık üzerine geliştirdiği düşüncelerin yanında, kaynağını evrensel aşktan alan bir duyguyla, zaman ile ilgili sınırları aşarak kendini farklı bir boyuta yerleştirmeyi başarmıştır. Hayyam, zor bir dönemde yaşamasına rağmen, dönemin toplum kurallarının etkisi altında kalmadan, düşüncelerini özgürce açıklayacak cesareti göstermiş ve yaşamı boyunca ruhunu aşk ile beslemiştir.

Yüzümüzü Kuzeye çevirdiğimizde de ise dönemine ve sonrasında damga vurmuş Fransız şair Charles Baudelaire’i görüyoruz. Bambaşka bir coğrafya ama benzer ruh halleri. Şair olma durumunun, zaman ve mekâna sığmayan haline ve farklıkların kurduğu benzerliklere şahit oluyoruz. Birbirine benzemekten uzak bir coğrafya ve zamanda iki şairin ortak ruhu, bize bütün şairlerin tek bir şiiri oluşturma çabasını tekrar hatırlatıyor. Kim bilir görülmek istendikten sonra ne ortaklıklar daha kurulabilir. Nitekim hepimizin iki güçlü duygu olan, aşk ve ölüm ile yaşıyoruz.

Ömer Hayyam ile Fransız şair Charles Baudelaire tanışsalardı kim bilir birbirlerini ne çok severlerdi. Evrensel bir ruh ikisinin de taşıdığı. Ne geçmişe, ne şimdiye ne de geleceğe ait.

“Hep sarhoş olmalı. Her şey bunda; tek sorun bu.

Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken Zaman’ın korkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız.

Ama neyle? ...

Şarapla,
şiirle
ya da erdemle,
nasıl isterseniz.
Ama sarhoş olun...”
  Charles Baudelaire

...

“Bizim şarap içmemiz ne keyfimizden,

Ne dine, edebe aykırı gitmemizden;

Bir an geçmek istiyoruz kendimizden:

İçip içip sarhoş olmamız bu yüzden.”  Ömer Hayyam

...

“Agathe, uçtuğu var mı ruhunun arasıra,
Büyülü, mavi, derin ve ışıl ışıl yanan
Bambaşka denizlere, bambaşka semalara,
Şu kahrolası şehrin simsiyah havasından?
Agathe, uçtuğu var mı ruhunun arasıra?

Hey trenler, vapurlar beni burdan götürün!
Ne var gözyaşlarından çamurlar yuğuracak?
Arasıra der mi ki Agathe'ın ruhu, üzgün,
'Nedametten, azaptan ve ıstıraptan uzak
Hey trenler, vapurlar, beni burdan götürün.'

Ne kadar uzaktasın ey mis kokulu cennet,
Ey, sadece sevincin, aşkın ürperdiği yer,
Ey, her ruhun içinde bulunduğu saf şehvet,
Ey bir ömür boyunca gönül verilen şeyler!
Ne kadar uzaktasın ey mis kokulu cennet!

Ah o yeşil cenneti, çocuksu sevdaların,
O koşuşlar, şarkılar, o demetler, buseler,
İnildeyen kemanlar arkasında sırtların,
Akşam, korkuluklarda şarap dolu kaseler,
- Ah o yeşil cenneti çocuksu sevdaların!

O bilinmez zevklerin yüzdüğü masum belde
Çok daha uzakta mı yoksa Çin'den, Maçin'den?
Beyhude bir arzumu inildeyen dillerde,
Canlanan bir hayal mi billur sesler içinden,
O bilinmez zevklerin yüzdüğü masum belde.”  
Charles Baudelaire

...

"Dünya ne verdi sana? Hep dert, hep dert!
Güzel canım da bir gün uçar elbet.
Toprağında yeşillikler bitmeden
Uzan yeşilliğe, gününü gün et.

Dedim: Artık bilgiden yana eksiğim yok;
Şu dünyanın sırrına ermişim az çok.
Derken aklım geldi başıma, bir de baktım:
Ömrüm gelip geçmiş, hiçbir şey bildiğim yok.

Leyla isteyen kişi Mecnun olmalı;
Kendisinden de, dünyasından da geçmeli.
Sevenlerin sofrasına çağrılınca
Ben körüm, ben dilsizim demeli.

Yarım somunun var mı? Bir ufak da evin?
Kimselerin kulu kölesi değil misin?
Kimsenin sırtından geçindiğin de yok ya?
Keyfine bak: En hoş dünyası olan sensin.

geldi, neler istediler;
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler;
Sen hiç gitmeyecek gibisin, değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler."
   Ömer Hayyam

Yorumlar
Kod: C92F9