Kitap/Dergi
Octavio Paz’dan insan ruhunun derinliğinin yalnız hikayesi ''Yalnızlık Dolambacı''
  02 Mart 2018 Cuma , 12:00
Octavio Paz’dan insan ruhunun derinliğinin yalnız hikayesi  ''Yalnızlık Dolambacı''
Unutulmazlar arasında yer alan ‘’Yalnızlık Dolambacı’’ Meksikalı yazar Octavio Paz’ın elinden çıkan olağanüstü bir kültürel çalışma. Paz, yaptığı tespitler Meksikalı insanın ulusal karakterini ve yaşam biçimini anlatıyor. Daha da ötesi Meksikalıların,- tıpkı bize benzeyen- o kapalı ve suskun ruhu deşip, okuyucuyu konunun içine dahil ediyor. Bu eserle 1990 Nobel edebiyat ödülünü kazanan Paz, Meksikalıların kişilik yapısı, bilinçaltı yalnızlık ve korkularını şiirsel bir anlatım üstünden okuyucuya armağan ediyor.

Oldukça özgün ve kıymetli bir eser olan ‘’Yalnızlık Dolambacı’’  Meksika kültürünün bilinçaltı katmanlarını çözümleyen bir inceleme olması yanında, insan yalnızlığının evrensel gizini araştıran bir çözümleme sunuyor.  

Gurbet o kadar acı ki… ah ne varsa içimde
Hepsi bana yabancı. Hepsi başka biçimde
Ben gurbette değilim Gurbet benim içimde!

İlk okuyuşta Meksikalılara dair bir kültürel çözümleme gibi görünse de asıl anlatılmak istenenin daha derinlerde bir yerde duruyor. Kitapta değinilen nokta sadece Meksikalı ruhunun kendisi, ya da belirleyici nitelikleri değil, onun derindeki benliğini yani dramatik yalnızlığını gizlemek için takındığı değişik maskelerin varlığıdır. Sürekli bir şeye ait olma çabası, gerçek kimliğindeki ‘’ben’’i reddetmesi, geri kalmış toplumların insanlarının içinde bulunduğu durumu anlatır.  

Amerika’nın sınır komşusu olan Meksika, rüya alemi vadeden bir ülkenin sınırında bulunup ondan daha farklı bir toplum olmasının eksikliğini sürekli içinde hisseder. Meksikalılar Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etmiş, orada  Amerikalı gibi olmak istemiş fakat onu da bir türlü becerememiştir.(?) Kitap  insanları belli kategorilere ayırıp yalnızlaştıran tarihsel arka planı ve geçmişin insan bilinci üzerinde yarattığı etkiyi anlatır.  Bu bilinç dedikleri şey aslında akla dair olmayandır. Düşünceye dair olmayan hiç bir yaşam şekli aslında insan doğasına da ait değildir. 

"Biz, öncesiz ve sonrasız yalnızlar"

Kitapta Paçuko’nun ve öteki Meksikalıların kişilik tipleri çizilir. Çağdaş Meksikalının ve Meksika toplumunun çözümleyici bir değerlendirmesi yapılır fakat kitapta bahsedilen şey sadece kimlik üzerinden yapılan bir yalnızlaştırmadan fazladır. ‘’Yalnızlık Dolambacı’’ her taraftan yalnızlıkla kuşatılmış bir insan hikâyesini anlatır. Bütün sistem ve üretilen değerler buna hizmet etmeye yöneliktir. Örneğin kültürün önemli bir unsuru olan aile ve evlilik, insanın en doğal ve gerçekçi ihtiyacı olan aşkı yok etmek üzere başka türlü bir alana evrilmiştir.  

‘’Aşk var olmak istiyorsa dünyadaki yasakları çiğnemek zorundadır.’’

‘’Yalnızlık Dolambacı’’, geçmişinde sömürge bir devlet olan Meksika’nın makûs talihinin insan kimlikleri ve ruhları üzerinden devam eden etkisi, toplumsal hayatın vazgeçilmez mitleri, bugünün Meksika’sı, yalnızlığın diyalektiği gibi içerikler üzerinden, tüm bu etkilerin varlığında vücut bulmuş bir kültürün yalnızlığının etrafında dolanır. Farklı bir tarihsel geçmişe sahip olan bizler de bu yalnızlık çıkmazına ortaklık ederiz ve bu benzerlik bizi aynı hüzünlü sona götürür. 

‘’Yalnızlık Dolambacı’’ özellikle son bölümü olan yalnızlığın diyalektiği kısmında aşka evliliğe, kadın-erkek ilişkilerine dair çok önemli çözümlemeler içeriyor. Kadın ve erkek ne yazık ki toplumunun bizler için yarattığı imge kafesinin içinde tutukludur. Daha fazlası olmayı bilmez veya yapamaz.

Octavio Paz’ın her dilde şiirleşebilen düzyazı anlatımının her cümlesinde Meksika toplumunun ve coğrafyasını sarı sıcak soluğunu nefesleriz. Toplumun ruhunu çok iyi okumuş ve tespit etmiş olan Paz’ın da bahsettiği gibi, insanın yarattığı her şeyin kültürün bir parçası olduğu tanımına yakın bir tespitin ışığında, sınıflandırma, yalnız bırakmak ve yalnız kalmak insanın sonsuz kaderi ve kederi olarak var olmaktadır. 

Kitaptaki en önemli tespitlerden biri, ölüm olgusuna felsefi bir dokunuşla değindiği, ‘’Yalnız başımıza doğar yalnız başımıza ölürüz. Doğum eğer ölüm yolculuğunun başlangıcıysa, neden ölüm de doğum olmasın?’’ tespitidir. Bunun evrensel bir hal olduğunu Mevlana’nın ünlü sözü “Ey ruh aleminden bu dünyaya doğup gelenler! Ölüm gelince ürkmeyin, korkmayın! Bu, ölüm değil, bu ikinci bir doğumdur; doğun, doğun!” sözüyle farkına varırız. İnsan temelde aynı duygunun içinde, farklı ifadelerle durumu derinleştirmeye çalışır. İnsan olma hali her coğrafyada aynıdır. 

Bazı kitaplar arada bir hatırlanır, açılır okunur sonra yerine kaldırılır sonra tekrar açıp okunur. ‘’Yalnızlık Dolambacı’’ sahici, evrensel, anlık, derin, şiirsel, öteki ve insan olmanın hallerine dair  önemli bir kültürel ansiklopedidir.

 

Ekim Fatoş Yılmaz

Yorumlar
Kod: 41T71