Şahsiyetler
Nobel Ödüllü Frank Wilczek ile Güzellik Üzerine
  19 Şubat 2018 Pazartesi , 16:50
Nobel Ödüllü Frank Wilczek ile Güzellik Üzerine
Nobel Ödüllü fizikçi Frank Welczek ile yapılan söyleşide sanatın da temel sorunu olan güzellik sorusu, fizik yasaları üzerinden cevap buluyor. Söyleşi, Nautilus dergisinin 32. sayısında 14 Ocak 2016 tarihinde yayımlanmıştır.

Güzelliği gördüğümüz anda fark ederiz, değil mi? Michelangelo’nun Davut heykeli, Machu Picchu, okyanusta günbatımı… Peki aynı şeyi evren için de söyleyebilir miyiz? Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) fizik profesörü olan Frank Wilczek’e göre bu sorunun cevabı, “söyleyebileceğimiz ve hatta söyleyebilmemiz gerektiği” yönünde. Güzel Bir Soru: Doğadaki Derin Düzeni Aramak (A Beautiful Question: Finding Nature’s Deep Design) adlı kitabında Wilczek, matematiğin zerafeti ile doğa yasalarındaki uyumu ele alıyor.

– Doğanın tasarımında güzellik olduğundan bahsediyorsunuz. Ancak bu estetiğin sorunu gibi duruyor. Bilimin ilgi alanına giriyor mu?
– Evet giriyor. Asıl söylemek istediğim, evrenimizin güzel fikirler içerip içermediğiyle ilintili. Güzellik bilindiği gibi son derece öznel ve birçok formda olabilen bir kavram. Ancak sanat ve felsefe tarihine dönüp baktığımızda, insanlık tarafından nesnel olarak “güzel” addedilmiş şeyler görüyoruz. Benzer şekilde bilime danışıp, insanların güzel bulduğu şeyler ile doğanın temel yasalarından ortaya çıkmış anlayışlar arasında bir ortaklık olup olmadığını sorgulayabiliriz.

– Evrenin güzel olup olmaması bilimci için bir şey ifade eder mi?
– Bilimin yaşamın tüm alanlarının dışında bir şey olduğunu düşünmüyorum. Yani evet, evrenin güzel olup olmaması benim için oldukça önemlidir. Bu aynı zamanda fizikçiler, mühendisler ve tasarımcılar için işe yarar bir soru. Fiziğin sınırlarında çok küçük, çok büyük ve çok ilginç şeylerin olduğu alanlar hâkim. Günlük deneyimler orada iyi rehber olamaz ve deneyler ise son derece pahalı ve zordur. Yani sezgilerin kaynağı, günlük deneyimlerin veya gözlem yığınlarının toplamı olamaz. Doğa yasalarının daha uyumlu ve düzen içerisinde olması gerektiğine dair hislerimiz burada devreye giriyor. Benim çalışmalarım doğa yasalarını daha güzel tarif etmeyi rehber alıyor.

– Güzel yasa nedir?
– Yasa ve denklemlerde insanların güzel bulduğu iki özellik ön plana çıkıyor. Birincisi üretkenlik dediğim bir şey: Verdiğinden daha fazlasını almak. İpuçlarını bir araya getirerek ve tahminler yaparak bir denklem veya yasa bulduğumuzu düşünelim. Bu denklem ile yedi farklı başka şeyi açıklayabiliyorsak, doğru iz üzerinde olduğumuzu düşünürüz. Çünkü koyduğumuzdan fazlasını almış olduk. İkincisi ise simetri… Simetriler, doğa yasalarının temelinde özellikle öne çıkar ve muğlak olsa da uyum ile güzelliğe işaret eder. Bilimsel kullanımı ise muğlaklığa izin vermez şekilde net ve inanılmaz verimlidir. Değişim olmadan değişim yapabilmeye olanak tanır. Fiziksel nesne veya yasalarda bazı değişiklikler yapıldığında değişim gözlenmez. Örneğin bir çemberi göz önüne alalım. Merkezi etrafındaki tüm dönmeler altında, çemberde herhangi bir değişim gözlenmez. Üçgen gibi birçok şekil ise bu tür dönmeler neticesinde farklı görünür.

– Yani evrenin temel yapılarına -fizik yasalarına- indiğimizde, simetriyle karşılaşacağımızı söylüyorsunuz.
– Evet. Yasaların ebedi olduğunu düşünelim. Pek simetri gibi gözükmüyor; fakat evren yaşlandıkça, yasalar değişmeden kalıyor; işte değişim olmadan değişim.

– Evrenin güzelliğin somutlaşmasından veya zarif matematik yapılardan meydana gelmediğini düşünelim. Tüm bu asimetriye ve kusurlara rağmen doğa yasalarını tahayyül edebilir miydik?
– Bu soruyla zamanında ben de boğuştum ve sonunda bulduğum bir düşünce deneyi beni yeterince tatmin etti. Bilgisayarlar ve yapay zekâ ilerledikçe, Matrix filmindeki gibi zekânın bilgisayar içerisinde şekillendirildiği düşünce deneyleri yapılabilir. Zekâ ise tasarlanmış bir dünyada yaşadığının farkına varacaktır.

– Yani bir bilgisayar simülasyonunun içinde mi yaşıyoruz?
– Süper Mario evreninde olduğumuzu düşünelim. Zamana ve mekâna bağlı olarak değişen fizik yasaları bize pek güzel gözükmezdi. Yasalar garip de olsa kendi içerisinde mantıksal olarak tutarlıdır, ancak yine de yasaların zamanla ve mekânla değişmediği, üretkenliğin mevcut olduğu bizim evrenimizden epey farklıdır. Yasaların değişmediği bir evrenin küçük parçalarını anladığımızda, daha büyük parçaların nasıl çalıştığını çözebiliriz. Ancak programlanmış bir dünya tamamen programcının keyfine kalmıştır; mantıklı veya güzel olması gerekmez. Yani yasaların güzelliği ile ilgili mantıksal bir gereklilik olduğunu düşünmüyorum. Gerçi güzel olmasalar tespit edilebilmeleri çok daha zor olurdu. Yasaların anlaşılırlığı, güzel olmalarından daha gizemli geliyor. Bu şekilde olması gerekmezdi, fakat böyle.

– Güzellik Einstein ve modern fiziğin diğer öncüleri için de önemli miydi?
– Açık olarak ifade etmeseler de kesinlikle önemli olduğunu düşünüyorum. Einstein ve Maxwell -hatta Newton’a kadar gider- gibi birçok fizikçinin problemleri küçük parçalara bölme içgüdüsü vardı. Bunun ardında da yasaların kavranabilir olması ve küçük parçalardan daha büyük şeylerin kurulabileceği fikri yatar. Einstein simetri fikrini çok daha üst noktalara taşımış öncü bir figürdür. Görelilik teorisi, değişim olmadan değişimler üzerine kuruludur diyebiliriz. Hareketli bir platform üzerinde gözlem yaptığımızda, yaklaşan veya uzaklaşan şeyleri daha farklı hızlarda görürüz. Fakat durgun olduğumuzdaki fizik yasaları yine geçerlidir ve görelilik teorisi de bunu temel alır. Şeylere bakış şeklimizi değiştirsek de yasalar hâlâ geçerlidir.

– Einstein, evrenin uç kısımlarından etkileşebilme özelliğine sahip kuantum dolanıklık fikrinden hiç hoşlanmadı. Dolanıklık onun güzellik algısını mı bozuyordu?
– Dolanıklık, Einstein’in yasaların her zaman aynı sonuçları vermesi gerektiğine dair deterministik bakış açısına karşı çıkıyordu. Hatta, “Delilik, sürekli aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemektir” diye meşhur bir sözü de vardır. Ancak kuantum mekaniği tam olarak böyle çalışmaktadır ve Einstein de bundan pek hoşlanmadı. Kuantum mekaniği, kendi kendisi simetriyi barındırmayan bir yapı. Gerçi ben daha temel seviyede barındırabileceğini düşünüyorum. Kuantum mekaniğinin prensiplerine uyan bu tür denklemler geliştirilirse, klasik fiziğin ötesine giden, birçok değişim yaratmayan değişim bulunabilir ve bunlar evrenimizi gerçek manada açıklar.

– Teorik fizikçinin sahip olduğu bir tehlike de denklemlerin güzelliğine ve birbiri içerisindeki uyumuna kapılıp fiziksel gerçeklikten kopmak olabilir. Teoriyi kanıtlamak için deneysel testler gerekir. Siz de böyle bir mesleki tehlikenin içinde misiniz?
– Kesinlikle katılıyorum. Richard Feynman, deli gömleğine girebilecek derecede hayal gücüm olduğundan sıklıkla bahsederdi. Fikirlerin test edilebilecek kıvama gelip deneysel sınamadan geçmesi bence farklı bir konu.

– Fizik yasalarını birleştiren bir “her şeyin teorisi” yoksa ne olur? Argümanınızı terk etmeniz gerekir mi?
– Argüman hâlâ geçerli. Halihazırda birçok doğa yasasının nasıl işlediğini açıklayan güzel yasalarımız var; sadece tümünü keşfedemedik; hepsi bu. Fakat Nathaniel Hawthorne’nin “Doğum Lekesi” hikâyesinde talibinin küçük kusuruna takan kahraman gibi tatmin olmuş değiliz. Hâlâ çözülmesi gereken küçük kusurlar var. Daha fazla simetri bulmak ve denklemlerimizi daha güzel hale getirebilmek için yeni fiziksel fenomenler bulmak için uğraşmaktayız. Ancak son karar yine de deneysel olacak.

– Peki anlam nedir?
– Doğru sorunun bu olduğunu düşünmüyorum, çünkü cevabın neye benzeyebileceğinden emin değilim. Bu sorunun daha farklı ve verimli bir versiyonu olarak şunu sorabiliriz: Evren güzel fikirleri içerir mi? İnsanlığın fizik yasalarını bilmeden önceki güzellik ile ilgili fikirlerini, şu anda bulduklarımızla karşılaştırarak bu soruya aydınlatıcı şekilde yaklaşabiliriz. Sanat ve bilimin zenginleştirdiği ortak perspektiften bakmak gerekir.

– Eğer birisi daha derin bir sistem arayışına girerse, güzellik başlamak için iyi bir nokta mıdır?
– Evet. Bazıları, dogmalar ve farklı inanışlardan haz ve anlam elde eder. Bu da bireysel hayatı düzenlemenin bir yoludur. Fakat ben bunu olası görmüyorum; çünkü inançlardan hiçbiri, benim fiziksel dünyada kişisel olarak keşfettiklerimle örtüşmüyor. Yanlış olduklarından değil -ki birçok yanlışlık var-, sadece bilimin ortaya çıkardığı şaşırtıcı keşiflere pek adaletli davranmıyor. İnançlarda evrenin ne kadar büyük olduğu, kaç yaşında olduğu veya günlük hayatta tecrübe ettiğimiz büyüklüklerin nasıl küçük şeylerden meydana geldiği ile ilgili açıklamalar mevcut değil. Buradan da anlamı kendimizin bulması gerektiği sonucunu çıkarıyorum. Bana göre de güzellik, tüm bunların ne anlama geldiğini açıklayabilecek büyük keşiflerden biri. Bu da benim için büyük bir haz kaynağı.

*Orijinal aslı kısaltılmıştır. 
Makaleyi ingilizce aslını görmek için: http://nautil.us/issue/32/space/beauty-is-physics-secret-weapon
Çeviri: Hakan Sert
 

Yorumlar
Kod: HE6KE