Diyalektik
Nihilizm: Bütün Değerlerin Değerlerinin Yitirilişi
  13 Şubat 2018 Salı , 12:52
Nihilizm: Bütün Değerlerin Değerlerinin Yitirilişi
Hamlet, ruhsal yanını vurgulayan nihilizmin en üst derecesindedir. Hamlet'in karakterinde tek bir psikolojik gelişim değil, çelişkilerle dolu, bir çok psikolojik gelişim vardır. Bu nokta da, çağdaş görüş açısına yatkın olan bir özelliktir. Çünkü insan huyunun değişkenliğini vurgular

Daha kavramsal olarak Nihilizm ortaya çıkmadığı yıllarda, Shakespeare eserindeki karakter üzerinden bu düşünceyi bize hissettirmiştir. Yani Shakespeare’ın Hamlet’i belki de Nietzsche’den daha nihilisttir. Bunula birlike metinde belirtildiği gibi bu duyguyu bize veren edebiyatta bir çok önemli karakter yer almaktadır. Fakat nihilizm kavramını birçok farklı açıdan ele alan Nietzsche’nin düşüncelerine göz gezdirdiğimiz zaman, kavramın daha derin, öncesi ve sonrasından bahsettiği bir hiçlik durumunun üzerinden daha derin bir felsefeye doğru gider. Varlığı ve bütün değerlerin inkar edildiği bir düşünce boyutunda ilerler.  

Nihilizm 

Köken itibariyle, Latince nihil sözcügünden gelen nihilizm, herhangi bir nesnenin varlığının bulunmadığı, salt var olmamanın olduğu duruma işaret eder. Nihilizm kavramını ise ilke kez 1799’da, Frederich Henrich Jacobi meslektaşı Johann Gottlieb Fichte’ye yazmış olduğu bir mektupta kullanır. Jakobi bu mektubunda aşkı nihilizmle bağdaştırıp, idealistlerin Tanrı kavramını yok ederek hayali olarak hiçliği var ettiğini belirtir. “Jacobi’ye göre, yalnızca kendisini algılayan akıl ve var olan her şeyi içerisinde eriten sübjektivite üzerinde temellenen idealizm gerçekte bir nihilizmdir.” (Küng, 1980, s. 388.) Ancak nihilizm kendini daha çok Turgenyev’in Babablar ve Oğullar adlı romanından sonra kabul ettirmiştir. Babalar ve Oğullar romanında nihilizm, Bazarov adlı karakterin bütüncül bir inkâra sapmasıyla görülür. Yani Bazarov Rusya’daki devletin, kilisenin ve ailenin otoritesini yadsıyarak anarşist bir şekilde var olan devrimci bir hareket içerisine girerek var etmiştir nihilizmi. Bu durum bir bakıma Nietzsche’nin Hıristiyan ahlakını reddedişine benzemektedir.

Nihilizmin temelinde aslında ilk çağın şüpheci anlayışı vardır. İlk çağın septik anlayışı savunanların akla gelen ilk ismi olan Georgias, hiçbir şeyin olmadığı görüşündedir. Ona göre bir şey var olsa dahi bilinmesi imkânsızdır. Eğer bir varlığın mümkün olabileceği varsayılırsa onun başı ve sonu belli olmayacak sınırsız bir yapıda olması gerekirdi. Böyle sınırsız bir boyuta sahip olacak bir varlığın da kendini belirli bir zamana ve mantığa hapsetmesi akıl alır şey değildir. Dünya da ancak akılla kavranabilir. Duyular yoluyla insanın varabileceği sonuç ise ne kadar gerçeği yansıtır tartışılır bir durumdadır. Çünkü duyular dünyası herkesin algısıyla başkalaşır.

Ancak nihilizm, bugün daha çok yaşamda hiçbir değerin ve ahlaki değerin olmadığı, yaşamda anlam ve isteklerin bulunmadığı görüşüyle kendisini ispatlamıştır. Nihilizm realizmin aksine tamamıyla varlığı inkar eder.

Güç İstenci 

Nietzsche, nihilizmin en kesin tanımlarını, Güç İstenci adlı çalışmasında vermektedir. Nihilizm; a.En yüksek değerlerin değerlerini yitirmiş olmaları, herhangi bir amaç ya da hedef konulamaması; (Nietzsche, 2009, s. 2-3) b. Varoluşun en yüksek değer¬lerden biri ile savunulamayacağı inancı ve bir öte dünya ya da kendinde şeyler dünyası varsaymaya hakkımızın olmadığının idrak edilmesi; (Nietzsche, 2009, s.3) c. Hakikatin ve ‘kendinde şeyler’in var olmadığı, şeylerin mutlak bir doğaya sahip olmadıklarının kabul edilmesiyle her şeyin anlamsız olarak görülmesi; hiçbir şeye anlam verilememesi ile ortaya çıkan hastalıklı bir geçiş dönemi; (Nietzsche, 2009, s. 13) d. Önceki hedeflerin ve değerlerin kusurlarının ve yetersizliklerinin farkına varan güçlü bir ruh halinin ya da bunun farkına vardığı halde hiçbir etkide bulunamayan, sadece onlara inancını yitirmiş olarak onlar arasındaki savaşa seyirci kalan ve çözülmelerine engel olamayan zayıf bir ruh halinin işaretidir. (Nietzsche, 2009, s. 22-23). Genel olarak nihilizm ‘değerin, anlamın ve arzu edilirliğin kökten reddi’dir. (Nietzsche, 2009, s.1) Kısaca ‘bütün değerlerin değerlerini yitirmiş olmaları’ ve bunun bilincine varılmış olmasıdır.

Nietzsche’nin nihilizm olarak düşündüğü bu tanımların hepsi ‘yaşamın bir sürü hayali nedenler, etkiler, varlıklar, doğa bilimi, psikoloji, ereksellikler yoluyla yadsınmakta ve değersizleştirilmekte olduğu’ anlayışından beslenir. Nietzsche’ye göre modernliğe ilişkin bu uydurmalar, gerçekliği ve yaşamı sahteleştirdikleri, değersizleştirdikleri ve yadsıdıkları için yaşama düşmandır.

Nietzsche’nin belirttiği bu uydurmalar yaşamı gerçek dışı bir yaratık haline getirir. Böylece değer açısından yaşam bir hiç haline dönüşmüştür. Hayatın kendisi böylece hiçlik olmuştur. Değerler yaşamdan daha değerli olduğundan yaşam da inkâr edilmiş olur. Nihilizm de bu nokta da yaşama biçilen değersizlik ve üstün değerlerle hiçlik haline dönüşen bir kavram olur ve böylece Nietzsche’ye göre nihilizmin asıl tanımı ortaya çıkar. Gündelik tanımıyla nihilizm ise bir reaksiyon olarak görülür “duyuüstü bir dünyaya ve en üstün değerlere, başka bir dünyaya -felsefede bir kendinde şeyler dünyasına, hakiki, gerçek dünya düşüncesine; dinde ölümden sonraki bir dünyaya, dolayısıyla Tanrı’ya, öze, iyi, hakiki olana- bir reaksiyon. Birer uydurma ve kurmaca oldukları için ne var ne de gerçek olan şeylere bir reaksiyondur” (Deleuze, 2010, s. 147-148).

Nihilizm, Nietzsche’ye göre, aynı zamanda psikolojik bir durumdur da. Çünkü birey artık kendisinin ve başkalarının da değerli gördüğü şeylerin değersiz olduğunu görmeye başlamıştır. Kâinat, yaşam anlamını yitirmiştir. Niçin yaşıyorum, sorusu bir yanıt bulamamaktadır. Yaşam da insanın tutunabileceği, güvenebileceği hiçbir şey kalmamıştır. Kısacası nihilizm, inançsızlık, değersizlik olup çıkmıştır. Çünkü evrene, yaşama atfedilen anlamı insan kendi eliyle yok etmiştir. Ancak nihilizm insanın kendini yeniden doğurabileceği gücünü de taşımaktadır. Var ettikleriyle ya da sahip olduklarıyla yetinemeyen insan yeniyi arayarak kendini daha üst bir seviyeye ulaştırabilmektedir. Marcel’in umut için umutsuzluk gerekir ya da Kierkegaard’ın bütünlük için eksikliğe ihtiyaç vardır düşünceleri bununla bağdaştırılabilir. Bu nokta da Nietszche’nin nihilizm için vurguladığı şu tanımları da anmak gerekir.

Hristiyanlığın Çöküşü 

Nietzsche, yaşamı anlamlı bir yapıya oturtan tüm değerlerin yok olmasını nihilizmin doğrudan sayılabilecek sebebi olarak niteler. Ona göre dünyanın bu denli anlamsız hale gelmesinde Hıristiyan ahlakının ve Batı mantığının etkisi vardır. Bu sebeple insan zorunlu olarak kendisini nihilizme teslim etmiştir. Elbette bunda tarihin etkisi de yadsınamaz. Nietzsche, bunun yanında nihilizmin uzak sebeplerinin de olduğu vurgusunu yapar. Ona göre bu dünyanın yarattığı insanın üst-insan evresine ulaşmasının mümkünatı yoktur. Bu olmadığı gibi sürü ya da toplum olarak nitelenebilecek türden aşağı insan, yeryüzünü sarmıştır. Bu sebeple varoluş basit, laçka bir düzeydedir. Çoğunluk aşağı tabakanın insanıdır, yaşam onların egemenliği altındadır. Üst-insan evresine doğru yol alan istisnalar güruh pozisyonuna düşer, onlar da bir süre sonra her türlü inancını yitirir ve kendini nihilizmin emrine bırakır, nihilist olup çıkar. Nihilizm, üstinsana giden yol üzerinde bulunan aşılması gereken bir köprüdür.

Nihilizme kendini kaptıran kişi değerleri kendi arzusuyla yıkar, hiçbir şeyi onaylamaz. Nietzsche ise bu her şeye “hayır” diyen kişileri, istemekten ve anlam koymaktan aciz olanların işi olarak görür. Ona göre sağlam insan, hayatın değerini geçici şeylerle ölçmez. Acı ağır bassa da insanın güçlü bir istenci vardır, hayata “evet” demesi mümkündür” der (Nutku 1986, s.138).

 

Yorumlar
Kod: TPIWP