Şahsiyetler
Müslüm Gürses ve Arabesk Müzik
  05 Mart 2018 Pazartesi , 17:06
Müslüm Gürses ve Arabesk Müzik
Arabesk müziğin Araplarla bir alakası yoktur. Açılımı ARA BE SALAK’tır. Aramayan sevgiliye, görmezden gelen sevgiliye, başkasına giden sevgiliye kahredenlerin müziğidir. Klasik müzik gibi ordinaryüs profesör olmak hayaliyle yola çıkmışsa da, ilkokul terke mecbur kalmıştır. İçedönüklüğün müziğidir. Dışadönük hali rap’tir.

Doğudan gelen ailemin, ikisi engelli dört çocukla, ağır işçilik yaparak yaşama tutunduğu yıllardı. Gecekondumuzda, yer yataklarımızla, her çalıştırdığımızda, evin diğer eşyalarını önüne katan, arada kollarımızı kapan merdaneli çamaşır makinemizle; karlanma, buzlanmada, Erzurum karayollarıyla vardiyalı çalışan buzdolabımızla; beni defalarca zehirleyerek öldürmeye teşebbüsten tutuklanıp, salıverilen gazocağımızla, yokluklarımıza kahrederek yaşayıp gidiyorduk. Stajyer taksici abimle, sanat aşığı annemin aldığı pikapla, teybimiz, Picasso yerleştirmiş gibi, karmankarışık, evimizdeki en asil, en lüks eşyalarımızdı.

Pikabımız, şömineli evlerde, şarap eşliğinde caz çalarken, pavyona düşmüş konservatuarlı hüznüyle, tüm gün mutsuzca cazırdıyor, yaşadığı deprasyonu atlatamıyordu.. Teybimiz de sık sık bant sararak canımıza okuyordu.

Ferdi Tayfur’un halimize acımaktan tansiyonu çıkıyor; durdurun dünyayı başım dönüyor diyerek, inecek durak arıyordu.

Her ergen gibi farklı olma telaşındaydım. Müzik stilisti bilmişliğiyle, bu eve en çok Cem Karaca’nın protest müziğinin yakışacağına karar verdim. Gerçi eğik boynum, uzaklara dalan gözlerimle, Küçük Emrah'ın, kız versiyonu gibiydim ama bu kabuğu kırmalı, tırtıllıktan kelebeğe dönüşmeliydim.. Cem Karaca ile birlikte coşkuyla, Tamirci Çırağını söyleyen ben ve milyonlarca dinleyeni; Dolgu, botoksla arabayı on yaş gençleştiren işçi kardeşime, bir öpücüğü çok gören, facebook’a eklemeyen zengin kıza, Tarkan'ın Şımarık şarkısıyla haddini bildiriyorduk.

Uzun süren müzik arayışımda, Sümer Ezgü gibi kaşıkları şıngırdatarak, dört dönen neşeli türkücülere de şans vermedim değil. Ama allerjik reaksiyon, dahası kan uyşmazlığı vardı. Severek ayrıldık.

Ahmet Kaya’yı keşfettiğimde, uzun yıllar her naneyi yiyip, genç sevgiliyi bulunca durulan, eski kurtlardan farksızdım.

Müslüm Gürses’e de aşağı yukarı aynı dönemde denk geldim. Biri solcuların, diğeri ülkücülerin çok sevdiği bu iki sanatçının, yüreklerinden gelen sesleriyle, tümümüzün ruhlarımızı birleştirdiğini kendimden öğrendim.

Müslüm Gürses’i, programcılığını, arkadaşlarımın yaptığı bir televizyon programında, izleme imkanım oldu. Programdan sonra adım Müslüm olarak değişmişti. Nedeni de Müslüm Gürses ‘le yaptıkları röportajdan kaynaklanıyordu. Sunucu Müslüm’e hediye ettikleri serçenin durumunu sordu. O da , iyi baktıklarını, zaten kuşları çok sevdiğini, böyle hediye almaktan çok mutlu olduğunu, tüm efendiliğiyle anlattı. Şarkılarını söyledi. Sonra sunucu, ya aşık ya da alzaymır olduğundan, ya da hediyelerini, yüzüklerin efendisindeki, kıymetlimis sandığından, mevzuyu yine oraya getirdi. Bu sefer, Müslüm, kuşun cik cik öterek kendisini uyutmadığından, tüylerini her yana saçtığından yakındı. Önceki övgülerinin hepsini tekzip etti. Ben de beş dakika önce bayıldığımı, üç dakika sonra yerden yere vuran biriydim. Müslüm ünvanımı sevgiyle kabul ettim.

Müslüm Gürses’i canlı yayında çok sevmiştim. Muhterem Nur itinasıyla çok şık giyinmişti. Sıcacık bir gülüşü vardı. Ama yüzük parmağındaki, otoban genişliğindeki alyansını gözümüze sokarak; ’Benim kadınım var, sakın sulanmayın’ cesaretsizliği aşılıyordu.

Müslüm’e müziğin babası diyorlardı.

Müslüm’ün babasına da kadın cinayetlerinin babası denilebilirdi.

Babası, Müslüm’ün hayatının kötü adamı, Erol Taş’ıydı sanki.

Müslüm’se, bu kötü adamla kararan dünyasının, iyi adamı olmakta direndi ömrünce.

Babası; işsiz, güçsüz, sabıkalı, aile, akraba çevresinde dahi sevilmeyen belalı bir adamdı.

Urfa’da geçinemeyince ailesiyle Adana’ya göç etmişti.

Hamallık yaparak kazandığı parayı kumarda yiyen biriydi.. Kişiliğinin ucuz işportasında, uyuşturucudan, alkole hırsızlığa kadar yok yoktu. Bir tek babalık, insanlık hariç.

Müslüm onun yerine baba oldu evine ve tüm kendini yetim görenlere.

Çekingen, utangaç, sessiz bir çocuktu. Şarkılar tercümanıydı dış dünyayla. Yavaş yavaş sesiyle para kazanmaya başlamıştı. Yine böyle bir günde, eve döndüğünde, annesinin çığlıklarını, kardeşinin ağlama seslerini duydu. Kapıdan içeri baktığında faciayı gördü. Babası hem annesini, hem kızkardeşini bıçaklıyordu. Erkek kardeşi yerde baygın yatıyordu. Cinayet arasında Müslüm’ü farketti ve bu sefer onu kovalamaya başladı.

Neyse ki, babası rolündeki kabusunu tutukladılar. Bir süre hapis yattı. Yere düştüğü için o sefer kurtulan kardeşi Ahmet, ailenin köküne kibrit suyu dökmeye andiçmiş babası tarafından, yıllar sonra asker kaçağı olarak jandarmaya ihbar ediliyor, ne olduğunu anlamayıp, korkuyla kaçarken, jandarmalar tarafından öldürülüyordu. Geriye bir tek Müslüm kalmıştı. O da, değişik şehirlerde sahnelere saklanarak kurtuldu kiralık katilinden.

Ama babasının kendisini öldürmekte o kadar gözü kalmıştı ki, saldığı enerjiyle Müslüm çok ağır yaralandığı bir trafik kazası geçirdi. Ve öldü. Hayatının MORG’tan önceki dönemi sona ermiş, tüm acıları dinmişti. Kadim dünyaya geçtiğinde annesiyle kardeşleri karşıladı kendisini. Annesi önceden, Müslüm’ün geleceğini bildiğinden, yetkili makamlara dilekçe üstüne dilekçe vermişti. Müslüm’ün sesini dinleterek geri dönmesini, gariplere ses olmasını talep ediyordu.. Mucize gerçekleşti, isteği kabul edildi. Annesi kendisini uğurlarken, yaşadıklarını unutmamasını ve bahtsız bir kadını sevmesini rica etti. Vedalaşıp ayrıldılar.

MORG’tan sonraki hayatı böyle başladı Müslüm’ün. Gömülmesine ramak kala hayata geri dönmüştü. Önce tedavi oldu, sonra sahnelerde parladı, sonra bahtsız bir kadını, eski sinema oyuncusu; Muhterem Nur’u sevdi. Onunla evlendi.

Müslüm, aynı dönem ünlü olan diğer sanatçılardan da çok farklıydı.

Paraya, bitcoin’e önem vermedi. Hepsini, hayatının kasası Muhterem’e verdi. Böylece, evlenirken benim haracımı yiyelim diye sahnelerden çektiği, Muhterem’in vicdanına bıraktı kendini.

Yaşanmamış yıllarını, kalan ömrünün milimlerine sığdırma maratonuna çıkmadı.

Hangi şık giysilerle donanırsa donansın, travmalarından örülmüş içliği hep üstündeydi.

Kendini jiletleyen dinleyenlerinin duygularını sömürmek yerine, ölümüne mücadelesiyle, umudu aşılamayı seçti.

Kendisini halkına şikayet etmeye kalkarak, cebine göz diken babasına para gönderecek kadar büyüktü. Bunu kimselerin bilmediği kadar sessiz.

Sesinde hiç nağme, çaba hırs yoktu. Tüm sakinliğiyle, yüreklerimizin şifrelerini kırıyor, en gizli dehlizlerdeki acılarımızın elinden tutarak, birbirimizi tanıdığımız kalabalıklara taşıyor,yaralarımıza sesini basıyordu.

Ahmet Kaya, Yusuf Hayaloğlu ile Müslüm mahşerin üç atlısı olarak üzerimizden uçup, o güzel diyarlara giderlerken, seslerini, duyarlılıklarını konfetiler gibi üzerimize yağdırıyorlardı.

Gerilerinde en çok insanlıklarını, adamlıklarını seslerinin şifasını bırakarak.

Uğurlar olsun.

 

Gülhan AKYÜZ

Yorumlar
Kod: ZWO3W