Anamorfoz
Modernizmin sağır edici gürültüsüne karşı sessizliğe karşı bir saygı duruş
  16 Nisan 2018 Pazartesi , 15:40
Modernizmin sağır edici gürültüsüne karşı sessizliğe karşı bir saygı duruş
Sessizlik, değişik derecelere kadar bir soyutlanma aracı olmaya alışıktır. Artık, bugünün dünyasını boş ve ayrışık kılmaya çalışan, sessizliğin yokluğudur. Kaynakları gasp edilmiş ve kurutulmuştur. Makine, küresel olarak uygun adım ilerliyor ve sessizlik, gürültünün henüz nüfuz etmediği, önemini kaybeden bir yerdir.

Uygarlık, rahatsız edici sessizlikleri gizlemek için tasarlanmış bir gürültü komplosudur. Sessizliğe saygı gösteren Wittgenstein, sessizlik ile ilişkimizin kaybını anladı. Sessiz olmayan şimdiki zaman, uçucu dikkat anları, eleştirel düşüncenin aşınması, ve derinden hissedilmiş deneyimler için azalmış bir yetenek zamanıdır. Sessizlik, karanlık gibi, edinilmesi zordur; fakat zihin ve ruh onun desteğine gerek duyar.

Gerçeğe dönersek, tabiat sessizlikler ile doldurulur. Mevsimlerin birbirini izleyişi sessizliğin ritmidir; geceleri, günümüzde çok daha az olsa da, gezegen üzerine sessizlik çöker. Tabiatın parçaları büyük bir sessizlik kaynağını andırır. Max Picard’ın tanımı neredeyse bir şiirdir: “Orman, sessizliğin ince, yavaş bir akıntıya damlamanın, ve parlaklığı ile havayı doldurmanın dışında büyük bir sessizlik kaynağı gibidir. Dağ, göl, tarlalar, gökyüzü – hepsi sessizliklerini insanların kentlerindeki şeylerin üzerine boşaltmak için bir işaret bekliyor gibidirler.” Sessizlik, “başka bir şeyin salt yokluğu” değildir.” Gerçekte, özlemlerimiz o boyuta doğru, çıkarım ve çağrışımlarına döner. Sessizlik yakarışlarının ötesinde algısal ve kültürel bir yeni başlangıç dileği yatar.

Zen “sessizliğin asla değişime uğramadığını” öğretir. Ancak odağımız, geç modernliğin evrenselleştirici mekânsızlığından vazgeçersek arttırılabilir. Sessizlik hiç şüphe yok ki, kültürel olarak kendine özgüdür ve bu yüzden çeşitli şekillerde deneyimlenir. Buna rağmen, Picard’ın dediği gibi, “tüm şeylerin özgün esası” ile bizleri karşı karşıya getirebilir ve nesneleri doğrudan doğruya bizlere tanıtabilir. Sessizlik en başta gelir, varlığı kendisine çağırır; bu yüzden, kökene bir bağlantıdır.

Endüstriyel temelli teknosferde, Makine sükûneti kovmakta hemen hemen başarılı olmuştur. Sessizliğin doğal tarihine bu tehlike altındaki türler için gerek duyulur. Modernlik sağır eder. Gürültü, teknoloji gibi, asla geri adım atmamalıdır – ve asla geri adım atmaz.

Picard için, hiçbir şey sessizliğin kaybı kadar insan karakterini değiştirmemiştir. Thoreau, sessizlik için “bozulamaz sığınağımız”, savunulmak zorunda olan zaruri bir barınak der. Sessizlik, montaj sesine karşı gereklidir. Çıkarcı kitle kültürünce, kendisinden ayrı olduğundan kesinlikle bir direnme aracı olan sessizlikten korkulur, çünkü o bu dünyaya ait değildir. Yine de sessizlik fonuna karşın pek çok şey duyulabilir; bu yüzden bir yol açılır, otonomi ve tahayyül için bir yol.

Jean-Luc Nancy, “duyular sessizlikte açılır,” yazmıştı. Dünyadan ayrılmaz biçimde, kişinin sessiz özünde, bedensel olarak ele alınır ve bedensel olarak deneyimlenir. Azimle ruhumuzu bedenimizden ayırmaya çalışan damga makinelerinden uzakta nitel bir adım olan somut halimizi öne çıkarabilir. Sessizlik, kendimizi toplumdaki egemen, bağımlılık yapıcı, başıboş bilgi hastalığı öbeğinden çözmede büyük bir yardımcı olabilir. Bize, kendimizi ortaya koyacağımız, kim olduğumuz ile ciddi bir şekilde ilgileneceğimiz bir yer verir. Gittikçe ince, düzleşmiş bir teknosferde dünyanın gerçek derinliğine hazır.

Sessizlik ile karşılaştırıldığında felsefenin şöhreti sönüktür, genel başarısızlığı için herhangi iyi bir ölçü. Aristotle sessiz olmanın mide gazına sebep olduğunu iddia ederken, Socrates, sessizliği bir saçmalık alanı olarak suçladı. Çok daha sonra, Pascal, “evrenin sessizliği” tarafından dehşete düşürüldü ve Hegel konuşulamayan şeyin tamamen yanlış olduğunu, sessizliğin üstesinden gelinmesi gereken bir kusur olduğunu açıkça belirtti. Schopenhauer ve Nietzsche, her ikisi de, diğerleri arasında, sessizlik karşıtı Hegel’den ayrılarak, tek başınalığın ön gereksinim duyulan değerini vurguladılar.

Horkheimer ve Adorno’nun Odysseus ve Deniz Kızları (Homer’ın Odyssey’inden bir bölüm) üzerine haklı olarak çok iyi bilinen bir yorum vardır. Deniz kızlarının Odysseus’u yolculuğundan caydırma çabalarını, baskıcı uygarlığın güçlerini durdurmaya çalışan Eros’un çabalarıymış gibi betimlediler. Kafka, sessizliğin şarkı söylemekten çok daha karşı konulamaz bir araç olduğunu hissetti. Logico-Philosophicus’da “İnsan üzerine konuşamayacağı şeye dair sessiz kalmalı.”

Sessizlik yoluyla ulaşılabilir olan yalnızca doğal dünya değildir. Cioran, “tüm nesnelerin, yalnızca tam bir sessizlikte çözebileceğimiz bir dile sahip oldukları” sonucuna vararak, eşyanın sessizliğindeki sırlara işaret etti. David Michael Levin’in The Body’s Recollection of Being eseri “beden yoluyla düşünmeyi öğrenmemizi” öğütler, “bedensel olarak hissettiğimiz deneyimi sessizlikte dinlemeliyiz.” Ve kişiler arası alanda, sessizlik empati ve anlaşılmanın bir sonucudur, kelimeler olmadan çok daha derinden.

Samuel Beckett, sessizliği dile bir alternatif olarak kullandı. Krapp’ın Last Tape‘inde ve başka yerlerde, tüm dilin bir dil aşırılığı olduğu fikri fazlasıyla öneridedir. Beckett, “semboller ormanında” asla sükunet olmadığından şikayet eder ve dilin örtüsünü yararak sessizliğe geçmeyi arzu eder. Northrup Frye, Beckett’in “sessizliğin yeniden kurulmasından başka hiçbir şeye bağlı olmama” çalışmasının amacına ulaştı.”

Hölderlin, dilin bizi zaman içerisine çektiğini düşündü, ancak sessizlik buna direnir. Zaman sessizlikte artar; akmıyor, ancak katlanıyor görünür. Çeşitli geçicilikler engellerini kaybetmeye yakın görünürler; geçmiş, şimdi, gelecek daha az bölünmüştür. Ancak sessizlik değişken bir dokudur, bir tekdüzelik veya bir soyutlama değildir.

Sessizlik bunun hepsine bir sitemdir, ve kendimizi yeniden oluşturmak için bir bölge. Doğada toplanır ve değer düşürmeye son verecek savaşlar için kendimizi toplamamıza yardım edebilir. Direnişin güçlü bir aracı, başkaldırının önünde gidebilen duyulmayan bir nota olarak sessizlik. Köle efendilerinin en çok korktuğu şeydi. Çeşitli Asya ruhsal geleneklerinde, sessizliğe adanan, muni, en büyük kapasite ve bağımsızlığın kişisidir – aydınlanma için herhangi bir ustaya gerek duymayan biri.

En derin tutkular sessizce ve derinliklerde beslenir. Ölü için saygı en belirgin şekilde başka nasıl ifade edilir, yoğun sevgi en iyi biçimde başka nasıl iletilir, en derin düşüncelerimiz ve görülerimiz başka nasıl deneyimlenir, bozulmamış dünyanın en doğrudan başka nasıl zevkine varılır? Kederden muzdârip bu dünyada, Max Horkheimer’e göre, keder yüzünden “daha masum oluruz”. Ve belki de sessizliğe daha açık – rahatlık, müttefik ve sığınak olarak.


John Zerzan
Aralık 2007
Çeviren: Serhat Elfun Demirkol
Green Anarchy Dergisi 25. sayıda yayınlanmıştır.
yabanil.net

*Metnin orjinal aslı kısaltılmıştır.

Yorumlar
Kod: 74WA4