Diyalektik
Modernizm: Diyalektik bir yaşam döngüsü
  29 Haziran 2018 Cuma , 12:53
Modernizm: Diyalektik bir yaşam döngüsü
Makinler hayat bulduğu an ne yazık ki bazı insanı düşünceler ölmeye başladı.

1914 yılında genç fütüristler dünya için tek tedavi dedikleri savaşa hevesle atladılar. Genç Fütüristler modern teknolojiyi sonuna kadar kutsadılar ve kimileri o kutsadığı modern teknoloji tarafından sonu getirildi. 

İtalya'da ortaya çıkmış Fütürizmin en bilinen temsilcileri Umberto Boccioni, Giacomo Balla'dır. Bu akım enerjilerini modern teknolojiyle kaynaştırıp yepyeni bir dünya yaratma heyecanı ile kavruluyorlardı.

Marx Weber'in "demir kafes" olarak tanımladığı modernizm, bu mekanizmanın içinde doğan tüm bireyi karşı konulmaz bir güçle belirlemiş ve makineleşmeyle başlayan bu süreçte insan ruhu ve kalbi olmayan, tepki ve eylem becerisinden yoksun bir insana dönüşmüştür. Bireyin tüm hamleleri ve tepkisi modernizmin ölçütleri içerisinde bilinmeyen eller tarafından belirleniyordu. Kişisel beğenilerimiz, hakikat, estetik gibi temel düşünceler bir ağızdan çıkan düşünceler atrafında "kitle insanları" tarafından doğru kabul ediliyordu. 

Bu kitlelerin tutkuları ve idealleri yoktur. Ruhları iç gerilim ve dinamizmden yoksundur. Düşünceleri hatta ihtiyaçları da kendilerine ait değildir. Modernizmle ilgili sık sık dile getirilen: "Modernlik makinalarca oluşturulmaktadır ve modern insanlar sadece mekanik kopyalardır" temelinde şekillenen eleştiriler, tek boyutlu insanın varlığını dair bilgiyi pekiştirir.

Modernizmle ilgili en keskin eleştirileri Michel Foucault yapmıştır. Foucault bu dönem içinde yaşayan bütün insanların iktidar etkilerine tâbi olduğunu ve Weber gibi o da insanların makinanın bir uzantısı olduğunu düşünür. Foucault'un düşüncesinde modern hayatta insanın özgürlüğüne yer kalmadığını anlarız. Bu durumda hayatın hiç bir yerden sızamadığı demir bir kafese konulmuş insan, edilgenlik içinde çaresizce hayatını sürdürmek dışında bir seçeneği kalmamıştır. 

Modernizm herkesin kendini geliştirmesi yönünde teşvik eder ama bu gelişme sınırlı ve çarpıtılmış bir şekilde gerçekleşir. Bunun dışında insanın düşlediği ne varsa zorbaca bastırılır ya da kullanılmamaktan körelir. 

Fütürizm, 20. yüzyılın başında İtalyan şair Marinetti tarafindan sistemleştirilip kurulan ve daha cok edebiyat alaninda karşılık bulan sanat akımıdır. Fütüristler bu akım için bir de manifesto yazmışlardır. Geçmişin getirdiği  bütün değerleri yok sayan, hareketi öven yeni bir anlayışı ortaya çıkarmışlardır. Dilbilgisi dâhi bütün kaıpları terkedip yeni bir düşünce yaratmışlardır. Bu vurgu toplumsal hayatta etkisini güçlendirip savaş taraftarlığı yönünde vücut bulmuştur. 

Makineleri, hızı, şiddeti kısacası modernitenin getirdiği tüm olumsuzlukları da kutsayan bu akım sanatta biçimden daha fazlasını temsil eder. Bu akım döneme damgasını vurmuş ve çokça tartışılmış avangart bir sanat akımı olmuştur. 

Fütürist sanatçıların sanatın dallarından olan resim, heykel, müzik denemeleri toplum yaşantısını, normal oluşum sürecinin tersine, rahatsızlıkları ortaya çıkarma olumsuzlukları oluşturma yönünde ilerliyordu. Savaş simgesini kullanan Marinetti çalışmalarında şiddeti insanları uyandırmak adına şifa gibi göstermekteydi.

İnsanlar modernizm ve onun getirmiş olduğu bu öncül akım olan fütürizmle birlikte hiç olmadıkları kadar özgür olduklarına inandılar, asıl olan özgürlüğün sorumluluğundan kaçma isteğiydi. Tüm roller makineler ve mekanik sistemler tarafından üstlenildiğinde, modern insana fişi takmak dışında yapacak kayda değer bir şey kalmayacaktı. 

Son olarak Marshall Berman'ın modernim eleştirisi üzerine başyapıt niteliğinde olan "Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor" kitabında yazdığı gibi: "Modern insan için, bir saray inşa etmek, yaratıcı bir serüven olabilir; ama onun içinde yaşamak zorunda kalmak, yine de bir kâbustur."

 

Ekim Fatoş Yılmaz

* Manşette kullanılan fotoğaf Nick Brandt'a aittir. 

* Kapak fotoğrafı Fütürist sanatçı Giacomo Balla'nın "The Crazy Women" adlı tablosudur.

Yorumlar
Kod: VSKYS