Anamorfoz
Michel Foucault’un Düşünce Tarihine Dair Bir Başyapıt: ''Doğruyu Söylemek"
  27 Mart 2018 Salı , 11:56
Michel Foucault’un Düşünce Tarihine Dair Bir Başyapıt: ''Doğruyu Söylemek"
Foucault ‘’Doğruyu Söylemek’’ kitabında Antik Yunan ve Latin metinlere yüzünü dönerek ‘’dürüst konuşma’’ (parrhesia) konusunu tragedyalar ve filozoflar üzerinden ele alıyor. Parrhesia kavramını merkeze koyduğu kitabında Foucault bizi ‘’hakikat’’ ve ‘’hakikat-özne’’ ilişkisi meselelerine de götürüyor.

Foucault, doğruyu söylemek kavramının toplumsal olarak nasıl bir dönüşüm geçirdiğini Sokrates figürünü merkeze koyarak inceleniyor. Eser ayrıca demokrasi kavramının kısmi olarak var olduğu Antik Yunan döneminde, kişinin hakikat ile kurduğu ilişkiyi ve bir yaşam biçimi olarak felsefenin bu bağlamda nasıl bir rol oynadığını gözler önüne seriyor.

Düşünce tarihi açısından önemli bir yere sahip olan bu kitap, Foucault ‘un 1983 sonbahar döneminde California Üniversitesinde verdiği altı dersin bant kayıtlarından derlenmiş bir kitaptır.

Foucault, Parrhesia kavramının evrimini retorik, siyaset ve felsefe alanlarında inceliyor. Kavramın düşünce dünyası ve Antik Yunan edebiyatından önemli isimler üzerinden incelediği bu eserde; Platon, Euripides, Epikouros, Epiktetos, Seneca, Plutarkos, Patristik gibi isimlerin metinlerine de yer veriliyor. Parrhesia pratiğini kamusal ve kişisel yaşamda nasıl bir karşılığı olduğunu, belli davranış, olgu ve süreçlerin nasıl ve neden sorun haline geldiklerini, ya da türlü şekillerde cezalandırıldığını çözümlemektir.

Kitapta ilk kez bu kavrama ilişkin çözümleme yaptığı Antik Yunan edebiyatına dair metinlerde Euripides’in tragedyalarından bahseder. Bu oyunlarında ve MÖ IV. yüzyıla ait metinlerde kullanıldığı haliyle parrhesia Atina demokrasisinin asli özelliklerinden birisiydi. Kelimenin anlamı iyi vatandaşa özgü etik ve kişisel tutumun yanı sıra, demokrasi için de rehber niteliğindeydi.

Parrhesia’nın ortaya çıktığı yer, günümüzdeki kamusal alana karşılık gelen agoraydı. İnsanlar bu alanda eşit olarak taleplerini dile getirebilecek bir özgürlüğe sahipti. Foucault, kavramı özellikle retorik sanatıyla ilişkisi bağlamında inceler. Fakat aradaki ayrımı da net bir şekilde ortaya koyar: Retorikçinin söylediği şeye inanması gerekmiyorken parrhesiastes inandığı şeyi söylemektedir; onun söylediği, kendi fikridir. Bu yüzden hakikati söylemekle risk almaktadır. “O halde parrhesia tehlike karşısında cesaretle ilintilidir ve belli bir tehlikeye rağmen hakikati söyleme cesaretine sahip olunmasını gerektirir. Bu durumda hakikati söylemek, en uç biçimiyle, yaşam ve ölüm oyununun bir parçasıdır.”

İşte tam bu noktada Sokrates örneği devreye girer. Foucault kitabının daha sonraki bölümlerinde parrhesiadan bir yaşama sanatı (tekhne tou biou) olarak bahseder. Platon’un yazılarında Sokrates’i parrhesiastes (doğruyu söyleyen kişi) olarak konumlandırdığını görürüz.

Yunan edebiyatına tekrar dönersek; ilk örneklerine rastladığımız Euripides’in altı tragedyasında bu kelimenin sıklıkla geçtiğini görürüz. Foucault kitabında ilk dönem tragedyaları konusuna genişçe yer verir. Özellikle ‘’Fenikeli Kadınlar’’ tragedyasında o dönemin parrhesiasına dair bilgi edinmemiz için pek çok özellik barındırır. Bu dönemde öncelikle parrhesia toplumsal statüye bağlıydı. Eğer siz özgür vatandaş değilseniz bu hakkı kullanamazsınız. Hakikati söylemek bir statü göstergesi idi.

V. yüzyıl sonu ve VI. yüzyıl başında Atina siyasi yaşamında parrhesia uygulayan kişilerin anayasal niteliğinin parçasıdır. Bu niteliğe sahip insanın demokrasi ve monarşi için önemli bir unsur olduğu sıklıkla dile getirilir. Tragedyalarla birlikte Antik Yunan edebiyatında, insanın ağzı, dişleri ve dudakları, sessiz kaldığı zaman kapanan bir kapı olarak betimlenen metaforlara da sıkça rastlanıldığı belirtilir.

Demokrasinin kısmı olarak yerleşmeye başladığı daha ileriki Antik Yunan döneminde, bunun bir kurumsal hak olmasından çok kişisel bir nitelik olması konu edilir. Sonraki dönemlerde parrhesia giderek artan bir biçimde, monarşiyle bağlantılı bir hale gelir. Artık parrhesia kurumsal bir hak ya da ayrıcalık değil, kişisel bir tutum bir bios (yaşam) tercihidir.

Platon’un yazılarında Sokrates’in parrhesiastes (hakikati söyleyen kişi) rolünde gördüğünden bahsedilir. Platon ‘’Cesaret Üzerine’’ (Lakhes) metninde ayrıca ‘’kendilik kaygısı’’ kavramını kullanır. Foucault’nun da çok sevdiği bir kavram olan ‘’kendilik kaygısı’’ Sokrates figüründen yola çıkarak, diyaloglar boyunca parrhesia’cı Sokrates figüründen kendilik kaygısı sorununa doğru giden belirgin hareket söz konusudur.

Kitapta bana göre konuyu en iyi örneklendirilen ve Sokrates üzerinden ele alınan kavram ve açılım ‘’kendilik kaygısı’’dır. Bu kavramın, parrhesia kelimesini en iyi karşılayan açıklama olduğunu söyleyebiliriz. Sokrates, ölümle sonlanacak bir noktada bile tüm bunlara rağmen düşündüğünü söyleyebilme cesaretini yani ‘’kendi olma’’ cüretini gösterdi.

Platon, hocası Sokrates’i ele aldığı ''Cesaret Üzerine'' metninde, Sokrates’i sözleriyle ve eylemleri arasında uyumlu bir ilişkiden bahseder. Bu kelimenin anlamını karşılayan önemli bir tanımlamadır. Bunu armonik bir uyum olarak tanımlanmasının nedeni, daha açık bir ifadeyle söyledikleriyle düşündükleri, düşündükleriyle yaptıkları aynı akortta olması durumudur.

Tüm bunlardan yola çıkacak olursak parrhesia’yı tanımlayacak belirleyici kriteri soyda veya entelektüel beceride aramamak gerekir, parrhesia logos (us, akıl) ile bios (yaşam) arasındaki uyumdur. Bu nedenle bu kavram kamusal yaşam çerçevesinde gelişen insan ilişkilerinde daha sağlıklı gözlemlenebilir.

Konuyu detaylı bir şekilde inceleyen Foucault ‘un kitapta vardığı nokta çok önemli. Yazar hakikatin salt teorik olmadığını, bir yandan dünya, insan yaşamı, zorunluluk, mutluluk, özgürlük vb. hakkındaki genel ifadelere temel bulan bir dizi akılcı ilkeyi, diğer yandan da davranışa yönelik pratik kuraları içerdiğinden bahseder. Bunun için bu öğrendiğimiz ilkeler gündelik davranışlarımıza yönelik birer pratik kurala dönüşecek kadar iyi bir biçimde yerleşmiş olması gerekir. Bu durum bize ‘’hakikat’’ ve ‘’hakikat-özne’’ arasındaki ilişkiyi tekrar hatırlatır.

 

Ekim Fatoş Yılmaz

Yorumlar
Kod: SOGVN