Diyalektik
Metro gelir hoş gelir - 3
  18 Ekim 2017 Çarşamba , 10:18
Metro gelir hoş gelir - 3
Rahat metrolar ve insanlığın kaybettikleri... Modern dünya içinde teknolojinin geliştirilmesi tezine karşı, toplumun yaşantısını bir antitez olarak algılarsak, etrafımızdaki mücadeleyi fark edebilir miyiz?

Biz, metro gelir hoş gelir türkümüze geri dönelim ve yerin dibine inmeye devam edelim.

Nerden baksak tutar yanı yok bu işin. Kuzgucuk-Beylerbeyi vapur hattı kaptanı Ömer Efendi’nin şöyle dediği söylenir. “Muhterem Müdürüm, malumâliniz Çengelköy’ün zerzevatı, Kuzguncuk’un haşeratı, Beylerbeyinin teşrifatı derken zamanında varacağımız yere gitmek mümkün olmuyor! Biliyorsunuz Beylerbeyi vapuru daima geç kalırmış. Sebebi de Beylerbeyi’nden vapura binen hanımefendi ve beyefendilerin her zaman siz buyurun, olur mu efendim önden siz buyurun demesinden ileri gelirmiş.

Hayatımızın en önemli anlarından olan mektup alma dönemlerinden bir alışkanlık. Mektubu açmak mektubu okumak kadar uzun süren bir işti. Hassasiyet ve kıymet gerektiren bir şeydi. Şimdi ise resmi veya gayriresmi, hasbelkader bir zarf geçse elimize ilk işimiz zarfı yırtmak oluyor. Zira artık ne zarfa ne mazrufa kıymet veriyoruz. Böyle zarif bir anı dondurduğumuz tek yer elbette zarfla sınırlı değil. Beylerbeyi zarafetini metro kapısında görmeyi beklemiyorum artık. İşin o kısmını tamamen geçtim ama şu otomatik kapı meselesinin bizden neler götürdüğünü de anlamak gerekiyor. Çok değil on yıl önce kapılar otomatik olmadığından dolayı el ile kapatılırdı ve bir yerden çıkılıyor ise arka adımlarla çıkılırdı. Kapı kapanırken de en az zarfları yırtmadığımız zamanlar kadar narin ve usul usul kaptırdık kapıları. Karşıdaki insana saygımızdan yapardık bunu. Şimdi kilometrelerce yolu beraber yan yana gitmek zorunda kaldığımız kimse yol arkadaşımız bile olamıyor. Herkes birer yarışmacı gibi birbirini ekarte etmenin telaşında… Bu zarafet önemli, burada kapanacak gibi de değil. Biz metro gelir hoş gelir türkümüzün son kısmı olan reklam bölümüne gelelim.

Bir dönem usulca kapattığımız kapılardan ve bu zarafetimizden, teknoloji ve rahatlık sevdamız için vazgeçtik. Önce arabaların çok sertçe itildiğinde kapanan kapılarını benimsedik ve usulca kapatma huyumuz yerini kapı çarpma alışkanlığına bıraktı. Sonra da bir baktık ki evde buzdolabı var. Hiç yabancılık çekmedik, sokaktaki gibi evde de kapı çarpmalara başladık. Şimdi metro kapılarının imdat işareti gibi bir uyarıcı sesi geliyor ve kapı otomatik açılıyor. Biz de ardımıza dönüp kapatma telaşına girmeden hemen yer kapma yarışına başlıyoruz. Öyle veya böyle metroya girebildik. İşte burada gördüğümüz camlar, koltuklar ve kapılar var. Her santimi çok işlevsel olarak hesaplanmış bu metro vagonlarında boş kalan tek nokta var. Kapılar açıldığında bu açılmaya müsaade edecek bir kapılık boş sütun kalması gerekiyor. Orası da tam olarak hamile, yaşlı, engelli ve gazilere ayrılmış olan iki beyaz koltuğun üst kısmı. Burası bu kıymetli insanların yeridir diye koca bir yazı yazılmamış elbette buraya. Heba edilebilecek değil çünkü. Hemen o bölüme kocaman reklam panoları takılmış ve daima reklamlar güncellenip duruyor. Burası yaşlılarındır, gazilerindir yazısını da bu tablonun üzerine beyaz zemine beyaz renkte, bir parmak kalınlığında koymuşlar. Görülmemesi için bütün şartlar mevcut yani. Şimdi gelelim bu çok kıymetli reklam bölümünde neler olup bittiğinde.

Bu hafta karşı karşıya yerleştirilmiş üç ayrı afişe bakalım. İki tanesi eğitim için nefer olmuş yayın farklı yayınevlerinin. Diğeri ise Türkçemizi kurtarmaya çalışan şanlı kurumumuz Türk Dil Kurumu.

Birinci yayınevinin şöyle bir sloganı var. “çalışkanlar tarih okur, başarılılar tarih yazar”. Tarih okumayı daha noksan göstererek tarih yazmaya vurgu yapan bu yayınevinin derdi, ÖSYM’nin hazırladığı bir sınav için tarih sorusu çözmeye yardımcı olmak. Müşterileri, daha doğru ifadeyle öğrencileri ne tarih okuyacaklar ne de tarih yazacaklar. Tek amaç küçük ip uçlarını öğrenmek ve testi tamamlayarak Tarih Öğretmeni olabilmek. Paragrafta Yavuz Sultan Selim varsa, o zaman cevap “C”!

Diğer yayınevi ise daha yaratıcı bir iş yapmış ve Arşimet’i hamama sokmuş. Bir de hamamda güneş gözlüğü taktırmış… Slogan müthiş. “Arşimet’te masasında çok çalıştı ama kaldırma kuvvetini hamamda buldu”. Bu yayınevinin amacı da müşterilerini, yine doğru ifadeyle öğrencilerini masa başında saatlerce tutarak test cevapları ezberletmek. Sanki müşterilerine şunu söylüyor gibiler. Siz de masada çok çalışacaksınız ama asıl bilgiyi başkaları dışarda bir yerlerde öğrenecekler.

Fakat bu yayınevlerini eleştirmemek gerekiyor. Nedenini şanlı kurumumuz Türk Dil Kurumu’nun afişine bakınca anlıyoruz. 2017 Türk Dili Yılı için çarpıcı bir afiş hazırlamış ve illerimizin isimlerini yazmış. En güzel yazdığı isim ise kuşkusuz “ZONGULGAK”. Bir de hınzırca bir yaratıcılık yapılmış ve şehir isimleri birbirini çevreleyerek dağınık halde yazılmış. Karganın çıkardığı kötü ses olan GAK zongulgaktan gelirken, etrafını çevreleyen kısımlar bir hayli manidar. Üzerinde Kastamonu’dan gelen “KAST”, sağında Türkiye’den gelen “TÜR”, sağ altında Çankırı’dan gelen “ÇAN” ve sol altında Bartın’dan gelen “TIN”. 2017 Türk Dili Yılı için ancak bu kadar skandal bir afiş olabilrdi diye düşünüyorum. Ne “TÜR“ bir şey “KAST” edilmiş bilmiyorum ama “ÇAN”lar birileri için çalmalı ve biz hala”TIN”lamıyoruz…

Modern tabirle söylersek, tınlamamamız çok normal. Tren’den Metro’ya atardamarlarımız olan demiryollarımızın serencamı şimdilik bu kadar. Ummandan Uygarlığa Cemil Meriç’ten sonra Metro’dan Medeniyet’e diyebiliyoruz ancak. Şimdilik katettiğimiz mesafe bu kadar. Ama şiirlerden bu işin akıbeti için almamız gereken dersler vardı. Örneğin Ezra Pound, Batı Medeniyeti’nin saçtığı ışığı resmedebilmek için 1. Dünya Savaşı’ndan önce bir metro istasyonundan medeniyet tahayyülü gerçekleştirmiş. “METRO İSTASYONUNDA” şiirinde;

“O itiş kakıştaki bu yüzlerin görüntüleri;

Ipıslak, kasvetli bir daldaki taç yaprakları sanki.” demiş.

Tabi ki Ezra Pound çuvalladığını ancak 1. Dünya Savaşı’nda Batı’nın yaptıklarını görünce farkedebilirdi. Farkettiğinde ise çoktan desteklediği Amerika’ya da sırtını dönmüş, Mussolini’nin faşizmine destek vermiş ve ancak akıl hastası olarak rapor aldığında yargılanmaktan klurtulmuştu. Tarihte güzel dersler var da biz de görecek gönül kaldı mı, bilemiyorum…

Tahir EZGİ

Devam Haber
Yorumlar
Kod: HF7LE