Diyalektik
Metro gelir hoş gelir - 1
  18 Ekim 2017 Çarşamba , 09:54
Metro gelir hoş gelir - 1
Diyalektik için, tez olarak savunulan bir şeye karşı bir antitez geliştirilmesiyle ortaya çıkan mücadelenin sahasıdır diyebiliriz. Modern dünya içinde teknolojinin geliştirilmesi tezine karşı, toplumun yaşantısını bir antitez olarak algılarsak, etrafımızdaki mücadeleyi fark edebilir miyiz?

Ne zaman bir türkü dinlesem ya zihnimin tüm damarları harap olur, tarihteki tüm çırpınışlar, Kazım’ın sırtından vuruluşu, omuz veremediğim her mücadele yüzüme çarpar ya da sözlerin pervasızlığına anlam verememekle gülmek arasında bir yerde dururken bulurum kendimi.

Bu sefer de radyodan silah seslerinin değil, yöresel türkülerin coştuğu bir zamanda yemek yerken, kulağımı tırmalayan bir türküde buldum kendimi. “Tren gelir hoş gelir.” Ne yemek yediğimi de söylemek isterdim fakat söyleyemem. Fukaralık ayyuka çıkar diye değil, boğazımdan geçen lokmanın hesabını veremem diye söyleyemem. Yiyip içerken bile gaflete boğulduğumuz günlerde benim de gafil olduğumu çaktırmamak için söyleyemem ne yediğimi. Sanki memlekette adam gibi yemek kalmamış gibi Amerika’nın bilmem neresinden bize yutturulan, ne idüğü belirsiz köfte ekmeğine nimet muamelesi yaptığım açığa çıkarsa olmaz. Ayıp olur. Bu yüzden direk türküye geçelim.

“Tren gelir hoş gelir.” Eyvallah. Önce burada bir durup düşünmek gerekiyor. Tarihi havan eliyle darbelemek için bu nokta önemli noktalardan birisidir.

Bizim öykülerimizin, yaşanmışlıklarımızın coğrafyalararası yollarında toplardamar görevini demiryolları üstlenir. Biyolojiden küçük bir tanım alıntılarsak bu toplardamar hikayesini daha iyi kurabiliriz diye düşünüyorum.

“Toplardamar; atardamarların organlara yaydığı ve kullanıldıktan sonra kalbe geri gitmesi gereken kanı toplayarak yerine ulaştıran ana damar sistemiymiş. Atardamarların gittiği her yere her organa ulaşan toplardamarlar oksijen olarak fakir atıkları taşıyan kanı kalbe götürerek yeniden işleme sokarmış.”

Edip Cansever sormuştu ya hani Ahmet abisine. “Bir mendil niye kanar? Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar? demişti. Cevabı, memleketin atardamarlarından, yani demiryollarından bulmak mümkün fakat Edip Cansever’in artık bu sorunun cevabıyla ilgilendiğini tahmin etmiyorum. “Dağılmış pazar yerlerine benziyor memleket” dedi ve gitti. Bence asıl derdi de bu soruyu sormak değildi zaten, kendimize gelelim diye suratımıza şiiri patlattı ve gitti. Tam da şairin dünyaya gönderilme sebebinde olduğu gibi yani.

Toplardamar hikayesinde birkaç altı çizilecek yer var. Mesela; “kullanıldıktan sonra kalbe geri gitmesi gereken kanı toplayarak asıl yerine ulaştırma” görevi var. Kullanıldıktan sonra Alamanya yorgunu işçileri asıl yerlerine ulaştırmaya çalışan demirağlar gibi. Ve istasyonlarda beklerken kanayan mendillerin kaynağı gibi sanki… Bir diğer görevi de, “her organa ulaşan toplardamarların, oksijen bakımından fakir atıkları taşıyan kanı kalbe götürerek yeniden işleme sokmak”tır diyor biyoloji. Hayatiyet açısından, oksijen bakımından tükenen Mükim Tahir’leri, İnce Memed’leri yeniden işleme sokmak için Zonguldak, Malatya arası döşenen Demirağlar gibi yani. Mesele uzun, hülasa kıvamında bırakıp, trenin hoş gelmesinin bize neyi anlattığına bakalım.

Bizim hikayelerimizde tren başlı başına bir mekandır. Evvela kara trendir o. Bazen gecikir, bazen hiç gelmez. Dargın ayrılmayalım diye koştum sana dün,

gözlerim vagonları dolaştı üzgün üzgün, derken trenin her parçasından bir hüzün taşar, biliriz. Peki, kara tren dedikten sonra “milli şefin treni niçin beyaz?” diye sorulursa ne kaybederiz. Onu da bir bilene danışmak lazım…

Trenle ilgili bu kadar hüznümüz varken, bir anda trenin neden hoş geldiğini, odaları boş geldiğini anlamaya ihtiyacımız var. “Belediyemizin bir hızmatı daha” diyerek yıllarca okulun, hastanenin gitmediği köylerden yüzyıldır neden geçer bu demiryolları. Neden ilk hizmet demiryollarıdır? Bir kere olsun sormak lazım. Mehmet Atlı “demiryolistan” diye bir memleketi nerede görür? Bu memleket Misak-ı Milli’ye dahil midir? Barzani referandumun sonuçlarını tren vagonlarından taşıyadursun, bizim, kültürümüzü tanımlamakta ve medeniyetimizi inşa etme yolunda evvela asıl bu meseleleri tartışmamız gerekir. Biz, on yılda on beş milyon genç yaratırken en baştan yurdumuzu demirağlarla ördük dört baştan. Ördük ama bu demirağlar neden 1900’ün başlarında Almanya’dan başlayıp Bağdat’a kadar gitti? Benim tahminim demokrasi götürmek için. Biliyorsunuz, modern dünya önce doktoru icat etti sonra hastalığı piyasaya sürdü. Demirağlarımız da vuslat bekleyenleri kavuşturmak için “belediyemizin bir hızmatı daha” olarak mı yapıldı yoksa insanları vuslata mecbur etmek için ince ince mi döşendi, bilemiyorum…

Tren üzerinden bütün bu hüzünler kurulurken Adnan Gül çıkmış, “tren gelir hoş gelir, leeey leeey limilimi leeey” demiş. Desin ne çıkar? Biz de bu tren türküsünü her duyduğumuzda oynar olmuşuz. Oynayalım ne çıkar… Zaten biz, onbeşlileri her duyduğumuzda göbek atar, mezarlıkların kıyısından geçerken de radyoları kapatmaz bir millet haline getirilmedik mi? Getirildik… Hem de muhasır medeniyetler seviyesindeki araçlarla getirildik bu hale. Çok şükür artık ne dünya savaşının içindeyiz ne de garlarda ellerimizde mendillerimiz var. Yok değil mii!? Artık yakamızda kanlı mendilimiz olmayabilir, ama üzülmeyin hemen! Bizimde batının bile kıskanacağı nur topu gibi metrolarımız var..

Tahir EZGİ

Devam Haber
Yorumlar
Kod: NLDSK