Anamorfoz
Karanlığın Ritminden Gelen Ses
  15 Şubat 2018 Perşembe , 12:51
Karanlığın Ritminden Gelen Ses
Senelerdir içinde yankılanan çığlıkları, ıstırabı ve çaresizlik duygusunu daha fazla zapt edemeyeceğini hissettiği an, kendisini bir hışımla dışarı fırlattı insan. Ruhunun bu bitmek bilmeyen iç mücadelesi, bedenini öylesine hızlandırmış ve heyecanlandırmıştı ki, adımlarının olanca sertliğine rağmen bulutlarda yürüyor gibi hissetmekten kendisini alıkoyamıyordu.

Sert ve hızlı adımlarının ardından şehrin tam orta yerinde aniden durdu. Yağmurun hafif damlalarını hissetmek istedi. Yaşadığı tüm bu duyguları; -hüznü, çaresizliği, endişeyi, sitemi, cesareti- dışarı vurmak istemeyecek kadar benimsemişti oysaki.

Buna rağmen ağır ağır gözlerini kapadı. Göz kapağının tam orta yerinde bir damla yağmuru misafir etti. Minik misafirinin, kirpiklerinden boynuna, oradan da göğsüne doğru yol almasına izin verdi. Öylece durdu. Birkaç hamleyle kuruyan dudaklarını ıslattı. Yüreğindeki hareketlilik dinmek bilmiyordu. Karar verdi bu hareketliliğin eşi benzeri bulunmayacak sesine kapılıp dans etmeye. Kaybedecek neyi kalmıştı ki?

“Bir…ki ve rap bam bam!”
“Bir…ki ve rap bam bam!”

Bedeni ağır ağır çırpınıyordu yüreğinin – yalnız kendisinin duyabileceği- tınısında. Ritme kendini iyice kaptırdı.Narin bir eda ile kendi etrafında döndü.

“Bir…ki ve rap bam bam!”

Kahverengi saçlarının ince telleri kırılganlıklarını bir an için unutup sağa-sola zevkle savruluyorlardı. Kadın, bir bilinmezliğin büyüsüne çoktan kapılmıştı.

Tam o anda; az evvel çok iyi koşamadığı için heyecanla girdiği oyundan atılan, yanakları çoktan içine çökmüş, kafasında yeşil şapka olan minik bir çocuğun gözleri kadının dansı ile buluştu. Kadının aksine minik çocuk, hiç de aceleci olmayan adımlarla ona doğru yaklaştı. Önce gözlerini kapadı –bir küçük yağmur damlasını, kendisini hiçbir yere sığdıramayan bu tuhaf gezegene birkaç saniye dahi olsa sığdırabilmek için- . Yağmur damlası ile biraz bekledikten sonra, kendi yüreğinin tınısını yakaladı. Başladı güçsüz ellerini o anda tasarladığı bir koreografi eşliğinde yukarı ve aşağı doğru oynatmaya:

“Bir...ki...üç... Bir...ki...üç... Bir..iki...bir...iki rap bam bam!”

Kırmızı elbiseli kadının ve yeşil şapkalı çocuğun etrafında çoktan meraklı bir kalabalık oluşmaya başlamıştı. Kimileri aceleci gözlerle ne olup bittiğini anlamaya çalıştı. Fakat birçoğu “vakitleri olmadığı için” saatlerini tekrar kontrol edip yollarına devam ettiler. Kimileri ise kaldı. Vakitleri olmasa da kaldı, saatleri durmadan tiktaklasa da, birileri onlara kızacak olsa da kaldı... 

Ardından, kalanların hepsi bir bilinmezliğin büyüsüne kapıldı. Kalabalıkta birçok kişi aynı anda kırmızı elbiseli kadına ve yeşil şapkalı çocuğa eşlik etmeye başladı. Kravatlı, kravatsız, genç, yaşlı, küçük, büyük… İnsanı dehşete sokacak sayıda bir kalabalık, sadece kendilerinin duyabileceği bir melodi ile dans ediyorlardı. Durmadan, yorulmadan, bıkmadan ve usanmadan.

Bu böyle ne kadar sürdü ayrımına varamadılar. İçten içe öylesine huzurluydular ki, yaptıkları tek şey kırmızı elbiseli kadının kırılgan kahverengi saçları gibi bedenlerini yumuşak hareketlerle bir sağa bir sola savurmaktı.   En sonunda tüm bu farklı bedenlerin, farklı yüreklerinin farklı tınıları eğer bir araya gelirse ortaya ne muazzam bir melodi çıkar diye düşündüler. Bedenlerinden oracıkta sıyrılıp ruhlarının gökteki dinginliklerinde birleştirdiler yüreklerinin tınılarını.

Neden mi bahsediyoruz: 1518 senesinde baş gösteren bir hastalıktan. İlk olarak istediğimiz şey, bu olayın zihinde canlanmasına imkân sağlamaktı. Bunun için kurgu kullandık. Şimdi biraz daha işin tarihine geçiş yapmak isteriz.

Dans Vebası, 1518 senesinde Strazburg’da meydana gelmiştir. Birçok insan, kontrol edemediği bir şekilde durmadan ve dinlenmeden dans etmeye başlamıştır. Haziran ayında Frau Troffea isminde bir kadın heyecanlı bir şekilde aniden sokakta dans etmeye başlar. Dansı, 6 gün boyunca sürer. 1 haftanın sonunda Frau Troffea’ ya 34 kişi eşlik eder. 1 ayın sonunda ise dansa katılanların sayısı 400’ü bulur. Çivi çiviyi söker diye düşünerek, bunun çözümünün daha çok dans etmek olacağını düşünenler, şehrin ortasına ahşaptan bir sahne inşa ederler ve buraya müzisyenler getirirler. Bu bir çözüm olmadığı gibi işleri daha da kötüleştirir. Dans esnasında kimileri kalp krizi ya da benzeri sebeplerden dolayı ölür. Bunun şeytanın bir işi olduğunu düşünenler, hemen büyük dini törenler düzenleyerek, bu dans çılgınlığını durdurmaya çalışırlar. Hiçbir şey fayda etmez. Sonra her şey, başladığı gibi aniden biter.

Bu olay tarihte ilk değildir. Örneğin; 1237 yılında Almanya’da yaşayan büyük bir grup çocuk, bilinçleri neredeyse kapalı bir şekilde zıplayarak dans ederken, Erfurt’tan Arnstadt’a yürümüşlerdir. Hatta bu durum, Fareli Köyün Kavalcısı’na da ilham olmuştur.

Strazburg’da meydana gelen bu salgın ise uzun süren kıtlık döneminin ardından birden başlamıştır Ne dersiniz, belki de insanların bu zor dönemin ardından yaşadıkları rahatlama ile yani “kolektif histeri” ile açıklayabilir miyiz durumu?

Hadi biraz toplumsal histeri hakkında düşünelim: Kalabalıklar içerisindeyken, aniden ortak bir "tehlike"nin (!) yaklaşması ile kişilerin fiziksel rahatsızlık sergilemesi halidir. Aslında ortada fiziki bir hastalık yahut tehlike bulunmaz. 

Toplu olarak hissedilen "tehlike" bireylerde tek tek kuvvetli anksiyeteye dönüşür ve bunun sonucunda fiziki belirtiler baş gösterir. Baş dönmesi, bayılma ve sık nefes alma gibi... Ortamdan uzaklaşılması ile birlikte belirtilerin kaybolduğu söylenir. Bunu şekillendiren ise iki ana konu vardır: kapitalizm ve faşizm.

Dans vebasına sebep olabileceği düşünülen bir başka şey ise dini törenlerdir.  Salgındaki insanların bilinçlerinin kapalı olduğu ve kendilerini kontrol edemedikleri bilinmektedir. Bu şekilde bir yerden bir yere ilerleyen insanların, bir karnaval kutlaması yaptığını düşünmek de seçeneklerimiz arasındadır. Belki de baskıcı kilise rejimine karşı çıkmış bir grup insandır bu dans edenler, kim bilebilir? Yahut yasaklanmış Pagan ayinlerinin, bilinç üstüne çıkmış yansımalarıdır. 

Toplumun, dinin ve yönetimin birey üzerindeki etkisi zannedilenden fazladır. Buna her zaman, her dönemde ses çıkarmak mümkün olmayabilir. 

Gönülden desteklenmeyen şeylere karşı kaldırılan destekleyici yumruklar, aynı zamanda bilince hızla indirilen yumrukları da oluşturacaktır.

Yağmurlu bir günde, kırmızı bir elbise ile sokaklara çıksak… 
Yüreğimizin ritminden gelen bu adımlara –bu seslere-, 
kimler eşlik eder dersiniz?

Haydi, yüreklerimizin tınılarını, ruhlarımızın gökteki dinginliklerinde birleştirmeye! 

Zeynep Betül DEM.

Yorumlar
Kod: VSKYS