Güncel
''Isıtan bir şeyden değil, yakan bir şeyden söz ediyoruz''
  22 Ocak 2018 Pazartesi , 18:08
''Isıtan bir şeyden değil, yakan bir şeyden söz ediyoruz''
Barış Bıçakçı, çağdaş edebiyatımızın en usta kalemleri arasında yer alıyor. Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra ile gerideki bıraktığı duygu ile okuyucuyu derinden etkiledi. Kitabının basımının üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen, taşıdığı büyüyü kaybetmeyen kitaptan alıntılar…

Ve ben bir adım atarak korkuluğa yaklaşacağım, saçlarımı balkondan aşağı sarkıtacağım, kendimi boşluğa bırakacağım. Yolda karşıma iyi niyetli biri çıkacak ve soracak olursa, aşağıdaki insanları gösterip, bir süre yere paralel gittikten sonra onlara anlayamayacakları şeyler anlattım diyeceğim. Öyle olsun.
Ben hep bir şarkının ellerindeydim" diye fısıldadı Başak, "bu yüzden aranıza karışamadım."
Böylesi daha mı iyi, diye düşünüyordu, o yakıcı sıcaklığın geride kalması. Vücudunda bir yerlerde, kalbinde değil başka bir yerde, küçük, sıcak olamayacak kadar küçük bir noktaya dönüşmesi Umut ile yaşadıkları her şeyin. Daha mı iyi çıplak ayaklarını yakan geniş kumsalın bitmesi? 
Çünkü sonrası büyük, soğuk deniz.
Isıtan bir şeyden değil yakan bir şeyden söz ediyoruz.
Hatırlamak yalnız bırakır. 
 
…Hayatın saçma sapan bir şekilde bitebileceğinden korktum hep. İçimde böyle bir korku varken de hayatın tam da bu şekilde, yani saçma sapan bir şekilde sürdüğünü anlamadım. Asıl bundan korkmam gerektiğini anlamadım.


Hayatında ilk kez kitaplardan biraz ürktü sanki. Farklı kalınlıkta, boyda ve renkteydiler ama gizli, ortak bir niyetleri vardı ve bu niyetleri anlaşılmasın diye sırtlarını dönmüş yan yana duruyorlardı.


O an öyle güzeldi ki, o anla yetinmek insanoğlunun başarabileceği bir şey değildi.


Bu şehirde de geceleri duvarlara yazı yazarken bir şey gelip insanın bileğinden tutuyor, tabii bu yüzden bazı harfler atlanıyor, sözcükler yanlış yazılıyor. Sonuçta bu şehirde de çoğunluk aynı kanıyı paylaşıyor: anarşistler imla bilmiyor.


Yine de, her şeye rağmen, bu şehirde de birileri, insanlık tarihinin en başında yazılması, yazı yok muydu, çizilmesi, bağırılması gerekeni bir duvara yazıveriyor: Ne tanrı ne efendi!


Kütüphaneyi gösterdi, “Ama bak, yolun sonuna doğru haklı çıktı Dostoyevski. ‘Her şeyi fazlasıyla anlamak hastalıktır,’ demiş ya… Ben de hastalandım işte.


Benim için artık bir şehirden, yaşadığın bir yerden nefret etmek kendini aşırı sevmek anlamına geliyor."


"Biz de deniz gibiyiz," dedi Başak, "tek derdimiz yerinden oynatamadığımız taşlar."


Her şeyi yerli yerinde, tıkır tıkır işleyen bir hayat kurduğunda, o hayatı yerle bir edecek bir felaket kurgulamak da farz olur.
Bunu Abidin'e söylüyor.
''Doğru,'' diyor Abidin, ''insan yarattığını yok edebilmek de ister.''

Yorumlar
Kod: GD6JD