Anamorfoz
Işığın Dansı; Yakamoz
  06 Mart 2018 Salı , 17:47
Işığın Dansı; Yakamoz
Aheste çek kürekleri, mehtâb uyanmasın, Bir âlemi hayâle dalan âb uyanmasın.

Yahya Kemal Beyatlı

Bir yudum şiirle başlayalım söze.

Yakamozlu gecelere ithafen yazılmış nice söz, şiir vardır. Romantik olma hevesi, hiç yanından ayırmaz yakamozu. Bilmeden her yere sürer bu nadide kelimeyi. Ay’ın denizle muhabbeti sanır. Oysa yakamoz Ay’ı sevmez. Ay varsa yakamoz bize görünmez olur. Çünkü ayın ışığı yakamozu yutar bizim gözlerimizde. 

Yakamoza zifiri karanlıklar yakışır ki salınsın denizin üstünde. O canlıdır milyonlarcası bir hareketinizde ateşböceği gibi ışık saçar. Ayaklarınızın dibinde samanyolu var sanırsınız. Kürek çekiyorsanız ışıktan izini bırakır dalgalarda. O yüzden balıkçı sandallarında yüksek bir direk ve bu direğin ucunda oturulacak bir yer vardır. Balıkçılardan biri buraya oturarak ay olmayan geceler, balıkların yakamoz yaparak geçtikleri yolları görüp dümenciyi oraya yönlendirirler. O yüzden lüfer avlarken lüx ışığı kullanılır, balık gelsin diye değil misinanın değdiği yakamozların çıkardığı ışıktan, lüfer korkmasın diye. Lüx ışığı yakamoz ışığını söndürür çünkü. Yakamoz olduğunda denizde uzun floresan lambalar yanıyormuş gibi olur. Ay ışıksız gecelerde denize girdiğinizde gümüşe bulanmış gibi muhteşem ışık saçarsınız. Yakamoz, denizdeki ışıklardır. Ancak, dışarıdan denizin üzerine düşmez, denizin içinden gelirler. Bu ışıkların müsebbibi, denizleri kendine mesken tutmuş tek gözeli bir grup canlıdır. Boyu bir milimetreyi geçmeyen bu canlılara bilimciler noctiluca scintillans adını takmışlar, ışık yayma özelliklerine de ‘’foto fosforesans’’ demişler.

Denizler ve balıklarla ilgili birçok başka sözcük gibi yakamoz da Türkçeye, Yunancadan gelmiş. Bu dilde diakaio fiili ‘yanmak, tutuşmak’ anlamına geliyor, diakamos kelimesini ise biz yakamoza dönüştürmüşüz.

Hep Ayın denize vuran şavkına YAKAMOZ denir ya. Oysa onun adı ‘’MEHTAP’’tır. Tıpkı şiirde olduğu gibi

Aheste çek kürekleri, mehtâb uyanmasın,

Öyle usul çek ki kürekleri, ayın denize vuran şavkını bozma o resme dokunma.     
Uyanacak olan gökyüzündeki dolunay değildir. Ayın denize vuran ışığıdır. Şair devam ediyor bütün inceliği ile

Bir âlemi hayâle dalan âb uyanmasın. 

Öyle usul çek ki kürekleri bir düş dünyasına dalan su uyanmasın. 

Bu hep yanlış bilinen sözcüğün anlamına bakalım bir de. Mehtap, iki Farsça sözcükten, mah (gökteki ay) ile tab‘dan (ışık) türemiş. Aslında mah kelimesi bize çok tanıdıktır.  Mehlika (ay yüzlü), Mehpare (ay parçası), , Mahinur (ışıklı ay) gibi çeşitli kadın isimlerinde yaşatıyoruz o sözcüğü. Divan şairleri, karanlık bir gökyüzünün ortasında beyaz bir yuvarlak olarak dikkat çeken ayı, özellikle de dolunayı gördüklerinde öylesine etkilemişler ki, beyaz tenli, kumral kadınların yüzlerini de dolunaya, ‘mah’a benzetmişler. 

İşte o yüzden denizi olmayan yerden seyredilmeyecek Mehtabı, Dolunaylı gecelerde saklı duran yakamozları, şairane konuşma uğruna telef etmeyelim derim.

Aynur Kaplan


 

Yorumlar
Kod: RNFUM