Anamorfoz
‘’İnsan ruhunu yücelten acı, ucuz bir mutluluktan evladır.’’
  14 Şubat 2018 Çarşamba , 15:25
‘’İnsan ruhunu yücelten acı, ucuz bir mutluluktan evladır.’’
Dostoyevski bundan tam 150 yıl önce kaleme aldığı dünya edebiyatının en önemli eseri Suç ve Ceza'da, Raskolnikov üzerinden karakterlerin en uç taraftaki ruh halini anlatan ve sonunun bir cinayetle sonlanan bir hikayenin gelişimini müthiş bir tespitle gözler önüne serer. Roman, modern psikolojinin temelinde harcı bulunan, insan üzerine yazılabilecek çoğu şeyi yazan Dostoyevski’nin en bilinen ve en sevilen eserlerinden biridir.

Klasik olmuş bir edebiyat eseri üzerinden tespit yapmak ve onun üzerinde yeni bir dil geliştirmek, anlamlandırmak ve ifade etmek oldukça güç. Suç ve Ceza romanı, karakter, atmosfer kısacası her şeyiyle bütünlük taşıyan 17. yüzyıl Rusya’sına dair çarpıcı bir kitap, gündelik hayatta gözümüze çarpmayan detayları uzun uzadıya anlatır. Bu sayade kitap olayın gerçekliği konusunda hiç şüphe bırakmaz.  

Roman, insanın sahip olduğu iyi-kötü bütün potansiyelleri edebiyatın en tanınmış karakteri Raskolnikov üzerinden ele alır. Ve aslında hiç ölmeyen sürekli bir başka yüzyıla taşınan roman karakteri hepimizin kafamızın içinde, hüzünlü bir tabloda, umutsuzluğun olduğu her yerde kendini gösterme büyüsüne sahiptir. Bir de işlediği suç ne denli korkutucu olursa olsun hiç de yalnız değildir aslında. 

Dostoyevski'nin romanında çizdiği tablo oldukça karanlıktır. Ama bu karanlık içinde yine de bir ışık vardır. Dostoyevski bu romanıyla, yalnızca ezilmişliğin ve toplumsal kötülüklerin sürükleyici trajedisini dile getirmekle kalmaz. Bu aynı zamanda en yüce yargı yeri olarak insan vicdanına ve insan aklına bir başvurudur. Bu işlediği suçtan dolayı Raskolnikov’un sonrasında yaşadıkları, karakterin ruhunu yüceltir. 

‘’İnsan ruhunu yücelten acı, ucuz bir mutluluktan evladır.’’

Raskolnikov, içine düştüğü umutsuz durum ve sefaletten dolayı tefeci kadını ve onun kız kardeşini öldürür. Olayın gelişiminin başladığı bu aşamada Raskolnikov sıradan bir suçlu değildir ve sürekli yaptığı suçun cezasını kendi vicdanında taşıyan bir karakter olarak kitap boyunca bir iç hesaplaşmanın içine girer.

Roman, suçlunun geliştirdiği düşünce sisteminin, hem kendi gözünde, hem de başkalarının gözünde doğruluğunu kanıtlayabilmek için konuyu kendine özgü toplumsal psikolojik bir deney olarak işler. Dostoyevski dönemin düşünsel ve ahlaki yalpalamalarını, özellikle de kentlerdeki her tür sınıfsal kökenden gelen insanların yaşadıkları kararsız, değişken, sarsıntılı durumu yansıtabilme olanağını vermiştir.

Dostoyevski bu sayede romanının üzerinden, sadece Raskolnikov’un çevresini ve dış dünya koşullarını değil, kahramanının davranışlarına yön veren öznel koşulların da felsefi ve psikolojik çözümlemesini yapmıştır. 

‘’Bir insan umudunu yitirir ve amaçsız kalırsa, sırf can sıkıntısı bile onu bir hayvana çevirebilir.’’

Dostoyevski, Raskolnikov üzerinden pek çok soru geliştirir ve bunların cevabını da verir. Raskolnikov’un tefeci kadını öldürmesi suç mu? Peki, cezayı insana önce kanunlar mı yoksa vicdanı mı verir?

Dostoyevski, romanının başkahramanı aracılığıyla, kişi-toplum ilişkileri sorununu kendine özgü biçimde tahlil etmektedir. Tüm bu açıdan bakıldığında roman o dönemin toplumsal gerçeğine dair günümüz dünyasında da asla değişmeyen ortamı gün yüzüne çıkarır ve tekrar hatırlatır. Dostoyevski, iki uçlu bir anlatımla hem toplumsal hem de bireyi temsilen Raskolnikov’u her şeye karşın "insan" olarak işlemiş ve taraf tutmamıştır.

Sanatın ifade gücünün en güzel örneği olan romanda, bir kâbusun içinde kendini bulan bir anti-kahramanın gözlerinde ve ellerinde kendi siluetlerimizi görürüz. Hesaplaşır ve olmadığımız ‘’yüce insan’’ kimliği tekrar dönüp bakarız. Yaşadığımız şeyin ne kadarı ‘’biz’’ ve ne kadarı aslında evrensel gerçeklerin daha biz doğmadan önce bize biçtiği kimlikler olduğunu hatırlarız. Sonrası bizim dayanma gücümüze ve şartlara bağlı olarak değişir. Yani bir açıdan suçlu olmak bizim seçimimiz olmayabilir. 

Dostoyevski her şeye rağmen ahlaki bir tutum gösterir ve yaptığından dolayı Raskolnikov’u rahat bırakmaz.  Kahramanına, suç işleterek çarpıklığa karşı bir başkaldırış gösterip, sonrasında vicdanıyla baş başa kalan karakterini bundan dolayı teslim olmasını sağlayarak suçunu çekmesini sağlar. 

"Herkesin gidebileceği bir yeri olmalı. Çünkü öyle bir an olur ki, insanın mutlaka bir yere gitmesi gerekir."

Raskolnikov vicdanından kaçamamış sonunda teslim olmuştur. Teslim oluşunda bile aslında bambaşka bir düşünce yatmaktadır. Onu rahatsız eden şeyin suçun toplumsal boyutu değil, her ne olursa olsun bir insan öldürmekle, kendi özüne karşı işlediği suçtur. Yani asil zararı Raskolnikov kendi ruhuna vermiştir 

Bölünmüş, parçalanmış, nihilist bir karakterin temsilcisi olan Raskolnikov varlığını hala sürdürmektedir ve temsil ettiği şey vicdanın kendisinin yerini alabilecek kadar yerleşmiş bir anlama sahip olmayı başarmıştır. Suç ve Ceza, bir romanın yarattığı karakterden öte, bir karakterin yarattığı eser olarak unutulmayan yapıtlar arasına girmeyi başarmıştır. İradenin hürriyetini sorgulatan Raskolnikov, yine de öfkesini kendi içine yöneltmiştir ve teslim olmadan çok daha önce, insan olmaya dair bir kırıntı şeklinde kalan ''vicdan'' tarafından ömür boyu süreceği bir cezaya çarptırılmıştır. 

....................

‘’Raskolnikov barakadan çıkıp doğruca kıyıya indi, burada istif edilmiş kütüklerin üstüne oturdu, geniş ve ıssız ırmağı seyre daldı. Bu yüksek kıyıdan, göz alabildiğine uzanan bozkır görülüyordu. Irmağın uzak karşı kıyısından belli belirsiz bir şarkı duyuluyordu. Orada, güneşle yıkanan uçsuz bucaksız bozkırda, küçük kara noktalar halinde göçebe çadırları seçiliyordu. Orada özgürlük vardı. Orada, buradakilere hiç benzemeyen, bambaşka insanlar yaşıyordu... ‘’

..................

Fatoş Yılmaz
 

Yorumlar
Kod: WTLZT