Şahsiyetler
Ingmar Bergman 100 Yaşında
  03 Nisan 2018 Salı , 17:57
Ingmar Bergman 100 Yaşında
Modern sinema tarihinin en önemli yönetmenlerinden biri olan Ingmar Bergman’ın 100. Doğum günü belli başlı festivallerde, film gösterimi ve söyleşi düzeyinde kutlanmakta. Bu sene 37. İstanbul Film Festivali de Bergman’a özel bir seçki ile filmlerini izleyicilerle beyazperde tekrar buluşturmayı planlıyor.

Bergman sinema tarihine damga vurmuş önemli bir yönetmendir. Kuzey’in estetiğini, sinemanın dil yaratma becerisi ile harmanlayıp ortaya olağanüstü yapıtlar bırakmıştır. Modern sinemanın en büyük yönetmenlerinden biri olan Bergman, resim yapar gibi film çeker. Filmlerinde sinema sanatına dair bütün tatları almanın ötesinde, konuya dair sınır tanımaz tutumu da kendine hayran bıraktırır. Bergman, kimi zaman ölümle satranç oynatır kimi zaman da insana kendi tabutunu taşıtır.

İsveçli yönetmen, modernleşme sürecini 50’lerde tamamlayan Batı tipi insanın, yalnızlık, ölüm ve tanrı bağlamında sorunlarını beyazperdeye yansıtmıştır. Bergman’ın filmlerinde izleyici ile bir ötekine kapalı, kişisel ve son derece özel bir iletişim kurulur.

Bergman’ın filmlerini izlerken sinemanın bir sanat olduğuna bir kez daha ikna olursunuz. Yönetmenin 1956 yapımı olan ''Yedinci Mühür'', gerek sinematografik özellikleri, gerekse senaryosu açısından günümüzde de dünya sinemasının başyapıtları arasındadır. Sinemadan önce tiyatro sanatıyla ilgilenmiş büyük yönetmen, sadece büyük bir sinemacı değil aynı zamanda iflah olmaz bir tiyatro aşığıydı.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında İsveç’te dinsel geleneklere bağlılık sarsılmış ve intihar oranı yükselmiştir. Bergman’ın yaşadığı dönemin bu etkisini bireylerin karakterlerinde görürüz. Bu İskandinav Sinemasının günümüzde de devam eden kendine has estetik anlayışının temelidir. Yaşadığı yüzyıla hapsolmuş birey yaşam içindeki kendi benliğini sürekli bir sorgu halindedir.

Genellikle kadın-erkek ya da kadın-kadın ilişkilerini, dinle ilgili sorunlarını, Tanrıyla hesaplaşmasını, intikam, yalnızlık, ihanet, yabancılaşma, ölüm gibi evrensel temaları tüm incelikleriyle işleyen Bergman, ailesinin etkilerini ve aldığı din eğitiminin izlerini de beyazperdeye taşır. Bergman din dogmalarıyla yetiştirilip daha sonrasında dini reddeden bir kimse olarak filmlerinde bu etkiyi tüm çıplaklığıyla, törpüleyip yumuşatmaya gerek duymadan sorguladığını görürüz. Özellikle ‘’Yedinci Mühür’’ filminde Tanrının artık, mekandan, zamandan bağımsız, yüce bir varlık olmaktan çıkardığını görürüz. Bergman’ın bu başyapıtında, şövalyenin Tanrı’yı sorgulaması, insanın asla değişmeyecek yazgısı olan ‘’ölüm’’ üzerine bir sorgudur. Bu sorguda bizi Ortaçağ döneminde yaşanan veba salgınına götürür. Filmde, ölüm, ressama göre kilise duvarlarına resmedilmeye değer yegane şeydir. Bergman insana dair en temel gerçeklerin etrafında dolanır.

Bergman’ı diğer büyük yapıtı ''Yaban Çilekleri'' ise, filmin başkarakteri Profesör Isak’ın yaşlılık psikolojisiyle ölümle yüzleşmesini ve artık onarılamayacak yalnızlığının hikâyesini konu edinir. Rüya sahnesiyle başlayan filmde zaman algısı önemlidir. Film, Profesör Borg’un rüyasında akrep ve yelkovanı olmayan saatle zamanın doğrusallığını bozar. Film, aynı zamanda insanı zamansız bir şekilde yaşlılık, gençlik, yitip giden anlar, günler, insanlar, hayatlar üzerine düşünmeye iter.

Modern dönem anti kahramanların çağıdır ve Bergman’ın filmlerinde de bu karakterlerle sık sık karşılaşırız. Bergman’ın dünya sinema tarihine armağan ettiği ‘’Persona’’ filmi vardır ki bunu anlatmak için edebiyatın bile saygıdan suskun kalacağı söylemek mümkün. Bütün filmlerinde olduğu gibi bu filminde de biçimci tavır ön plandadır. Yönetmen, söylemek istediğini biçim üzerinden söyler ve baştan sonra birçok açıdan ele alınması gereken yapıt, aynı zamanda geleneksel sinemadan kopuşu temsil etmesi açısından da önemlidir

Başka bir yazıda derinlemesine ele alacağımız ‘’Persona’’ filmi, Bergman’ın filmlerinin içkin niteliği olan, izleyici ile film arasında kurduğu benzersiz ilişkiyi, filmin alımlayıcısı olan seyircinin kendine dair farklı anlamlar çıkarmasında, bu yapım güzel bir örnek teşkil eder.

1968 yılında çektiği Kurtların Saati (Vargtimmen), yönetmenin tek korku filmi olma özelliğini taşır. Yönetmen, Aşkımızın Üstüne Yağmur Yağıyordu (Det regnar på vår kärlek, 1946), Hindistan’a Giden Gemi ya da Kaybolan Kızlar Limanı (Skepp till India land, 1947), Liman Kenti (Hamnstad, 1948), Susuzluk (Törst, 1949), Yaz Oyunları (Sommarlek, 1951), Kadınların Bekleyişi (Kvinnors väntan, 1952), Gezgincilerin Gecesi (Gycklarnas afton, 1953), Aynadaki Gibi (Såsom i en spegel, 1961) gibi bir çok önemli filme imza atmıştır.

Bergman’ın bakış açısını ve üretimlerini sinema tarihi içinde başka yönetmenlerle yan yana aynı kategoriye yerleştirmek oldukça zordur. Yukarda saydığımız filmleri kendi içinde bile dönemler halinde incelenmiştir. Bergman, sinemada mükemmelin peşindedir. Melankoliktir ve İnsan odaklıdır. Filmleri baştan sona hüzün kokar ve her filmi içsel bir yolculuktur bu yüzden yalnız izlenmelidir.

Bergman'ın filmlerini anlamak için Freud, Lacan ve Jung'dan haberdar olmak gerekiyor. Lakin kendisi sinemanın Dostoyevski’si, Bach’ı, Van Gogh’u ve her şeyidir.

Bergman, bazen anlatmanın en güzel yolunun göstermek olduğunu ve bunun için sinema sanatının biçilmiş kaftan olduğunu tekrar anımsatır. Bugün şayet sinemadan yedinci sanat olarak bahsediliyorsak, Bergman, bunu borçlu olduğumuz isimlerin başında geliyor. Bunun için bütün sinemaseverler gibi Ingmar Bergman’ın 100. yaşı sebebiyle tekrar anımsıyor ve şiiri, müziği ve bütün sanat dallarıyla harmanladığını sinema sanatına yaptığı katkı nedeniyle bir kez daha minnet duyuyoruz.

Ekim Fatoş Yılmaz

Yorumlar
Kod: OMETL