Anamorfoz
İlerlemenin Dinamosu: Eleştiri
  18 Temmuz 2018 Çarşamba , 15:09
İlerlemenin Dinamosu: Eleştiri
Toplumsal düzene müdahalede bulunup, pratik açıdan değiştirme ya da onu daha ileriye taşımak isteğinin başlangıç noktası eleştiridir.

Her dönem için söylenecek bir gerçek var ki, bu da düşünen öznenin yetersizliği. İnsanlığın peşinden gittiği kavramlar, toplumsal gerçekçilik içinde verdiği kavgalar, onların söylemek istedikleri gerçeklikten çok daha önemli bir konuma gelebilir. Bir süre sonra insan ne için savaştığını unuttur hale gelir. İdeoloji yazımızda bahsettiğimiz üzere, insan bir süre sonra belli düşünce kalıpları içinde hapsolur ve evrendeki oluşan her duruma karşı yansız bakması imkânsız hale gelir. Sadece bu da değil, yaşanan güç ilişkileri var olan durumun devam etmesini sağlar yahut bu durumu yeniden doğurur. Gelişmiş bir toplumun olmazsa olmazı olan eleştiri kavramı, bu durumlarda devreye girer. Sorgulamaya dayalı ve aklın ışığında ilerleyen karşıt görüşler, olayın farklı boyutlarını düşündürmeye yarar. Eleştiri ve tenkit dediğimiz mesele sadece bir durumu yermek ve onu ortadan kaldırmaya yönelik olumsuz bir durum da değildir üstelik. Salt düşüncenin kendi sınırlarını aşması için önemli bir unsur olan eleştiri, insanın gerçek varlığını açığa çıkarır çünkü insan nefes alan ve yaşayan bir varlık olmanın ötesinde, rasyonel bir varlıktır ve ancak özgür rasyonel bir toplumda gerçek insan olabilir.

Düşünsel dünyayı baştan sona etkilemiş Frankfurt Okulu’nun başlattığı bir düşünce akımını temsil eden “Eleştirel Teori”, modern dünyanın -gerek kapitalist, gerekse komünist- bütününe yönelik “ilk ciddi felsefi başkaldırı”dır. Adorno, Horkheimer’le birlikte, bütün sosyal bilimler, felsefe ve kültürlerdeki pozitivist akımlara, Marksizm dâhil eleştirel gözle bakmışlardır. Adorno insanın “aklının ruhunda giriştiği” (geistig) etkinliklere büyük önem verdiği, bunlara ister manevi, ister müziksel vb. alanlarda olsun, geniş anlamlar yüklemiştir.

“Eleştirel Teori”nin bir tarafında, Marksizm’i kitleleri kontrol altında tutmanın ideolojik temeli olarak kullanan, gerektiğinde baskı ve teröre de başvurmaktan kaçınmayan komünist ülkeler yer alır. Diğer tarafında da, vermiş olduğu maddi doyum ve “yanlış bilinç” nedeniyle çok daha güç fark edilen ince bir bireycilik ve tüketimcilik ideolojisiyle batılı kapitalist ülkeler yer almaktadır. Bu durum, baştan sonra bütün verili sistemlere eleştirel yaklaşmak, onu geliştirmek veya var olan sistemi insana fayda sağlayabilecek başka bir alana taşınmasını sağlamanın ilk basamağıdır.

Eleştiriyi dar bir siyasal kavrama sıkıştırdığımızda ve bu kavramı demokrasi üzerinden ele aldığımızda, karşımıza güçler ayrılığının var olduğu bir kontrol mekanizması çıkar. Düşünsel dünyada belli bir karşılığı olsa da, demokratik mekanizma, eleştirinin boyutlarını kendisinin sınırlandırabildiği yapı içerisinde sıkıştırdığını ve bu mekanizmanın içinde eleştirinin varlığının da gerçeğin bir illüzyonu olarak var olduğunu fark ederiz.

Eleştiri dünyanın hiçbir yerinde hoş karşılanmadığı bir gerçek. Dünya eleştiriye güven duymamak ve onu hangi bahaneyle olursa olsun hadım etme eğilimdedir. Hitler Dönemi Almanya Propaganda Bakanı Goebbels eleştirmen kavramını ‘mızmız’ kelimesine karşılık bir konuma indirgemiştir. Almanya da Hitler döneminde eleştiri düşmanlığının boyutlarını göstermek, bir körün görebileceği ve bir sağırın duyabileceği büyüklüğe sahip olmasında dolayı, herkesin vakıf olduğu bir bilgi olarak şurada dursun. Burada asıl ilginç olan nokta demokratik yönetimleri düşündüğümüz zaman da bunun pek farklı bir durumda olmadığı gerçeği. Dolaylı bir savaşın süregeldiği için anlaşılması ve yargıya varılması her ne kadar zor olsa da, olağan üstü bir durum karşısında durmak cesaretini göstermeye yeltenen cılız sesler, bunun çoktan kaybedilen demokratik bir nitelik olduğunu anımsatır.

“Bütün demokrasilerin özünde eleştiri vardır. Demokrasi sadece eleştiri özgürlüğüne ve eleştirel dürtülere ihtiyaç duymakla kalmıyor, onu asıl eleştirinin kendisi belirliyor… Ama eleştirinin akıldaki ruhun merkezi motifi olarak dünyanın hiçbir yerinde sevilmediğini unutuyor. Kim eleştirecek olursa, ‘birlik’ tabusuna karşı günah işliyor demektir. Eleştirmen bölücü ve hatta totaliter dönemde akıl bulandırıcı biri oluveriyor.” Adorno’nun ifade ettiği bu durum, eleştirinin toplumda ‘düzen bozucu’, eleştiriyi yapan kişinin de ‘marjinal’ veya ‘düzen bozan’ kişi olarak görüldüğü bilgisine götürür.

Günümüzde ne yazık ki eleştiri kavramı, siyasal grupların tekeline giriyor ve bu sebeple de gözden düşürülüp ciddi tepkilere maruz kalıyor. Bu terimin bugünkü koşullarda uyandırdığı kuşkuya baktığımızda, ilerlemeci bir anlayışa göre toplumun yöneldiği daha üstün bir biçimi ifade ettiğini söylemek imkânsız bir hal almış. Zaten eleştiriyi tüm bu yoz gerçekliğin içinde bir eğilim olarak bile okumanın imkansız oluşundan da bu durumu anlamak mümkün.

Ekim Fatoş Yılmaz

Yorumlar
Kod: NKDRK