Kitap/Dergi
Günün Kitabı Hasan Ali Toptaş'tan ''Uykuların Doğusu''
  04 Şubat 2018 Pazar , 16:49
Günün Kitabı Hasan Ali Toptaş'tan ''Uykuların Doğusu''
Günümüz Türkiye edebiyatının büyük ismi Hasan Ali Toptaş’ın ‘’Uykuların Doğusu’’ kitabından paragraflar paylaşıyoruz. Türkçe, onun kaleminden bir başka güzel….

Türk edebiyatın yaşayan en önemli yazarlarından Hasan Ali Toptaş, Türkiye edebiyatında yeni bir anlatımın kapısını açmış ayrıca tasvir, alegori kabiliyeti ve taşrayı işleme açısından en kafkavari yazardır. Toptaş, Yalnızlar, Bin Hüzünlü Haz, Gölgesizler, Uykuların Doğusu gibi mükemmel kitaplara imza atmıştır. Yazarın kitaplarını okuyunca içindeki müziği hissetmeniz kaçınılmaz. Sürrealist düzlemde yapıtlar üreten Toptaş, kitaplarını yazarken bilinçdışı bilinçten söz ediyor. Romanlarında hiç bilmediğiniz bir evrende yolculuğa davet eden yazar sıradanlığı cümleleriyle yarattığı mükemmel evrenin içine yerleştiriyor, bize de bunu okuyup keyfine varması kalıyor. 

‘’…Bak Hasanım Ali, hayatı anlamlı kılmanın başlıca yollarından biri olan hikaye anlatma sanatı, dili kullandığımız, kendimizin dışarda başka insanların da var olduğunu bildiğimiz ve zamanın içinde kaldığımız sürece varlığını hep devam ettirecektir. Derdi sözgelimi. Sonra, biliyor musun, aslında zihin denen fahişe de bir hikâye anlatıcısıdır, derdi. Sonra, görünmeyeni anlatmak hüner değildir, tam tersine bir çeşit kabalıktır ve ayıptır, görünmeyeni sadece görünür kılacaksın hasanım ali, derdi. Sonra, akıl insanın en büyük yarasıdır, kalemi eline aldığında aman ha ondan uzak dur, fazla sokulma, derdi. Sonra, Haydar’ın nasıl büyük bir iştahla başını salladığına bakarak, hikâye anlatırken kelimeleri habire kusmayacaksın Hasanım Ali, birçoğunu yutacak ve kâğıdın üzerine de yuttuğun kelimelerin boşluğunu bırakacaksın, derdi. ‘’

‘’...Kısacası vakit tamam olunca insanın gövdesi bile terk ediyor insanı. Akıl dediğimiz şey de, uzak ve mahcup bir ışıltı halinde, işte o gövdenin arkasından böyle bakakalıyor… Biliyor musun, dünyayı aklıyla gören eli asalı bir bilgenin de dediği gibi, hayatımı yeniden yaşayacak olsam daha çok hata yapardım. Doğrusu yaşadığım hayata dönüp baktıkça utanç duyuyorum şimdi. Hatta laf aramızda, öldükten sonra bu hayat yakama yapışıp benden hesap soracak mı acaba diye korkuyorum. Ne dersin, böyle bir şey olur mu sence? Yani, hayat tamamlanınca, artık ben tamamlandım diye gelip adamın karşısında dikilir mi? Belki de dikilir, nereden biliyoruz ki… Belki de kimilerinin zebani dediği şey bizim tamamlanmamış hayatlarımızdır…’’

‘’… Kendini çocukların varlığında yenileyen hayattın acımasızlığından, bu acımasızlığın üstünü örten masumiyetin derinliğinden ve kapı kilitlerinden korkuyorum, dedim. Sonra canlı olmanın aczinden, bu aczin doğurduğu kaçınılmaz sonuçlardan,  sokaklardan ve insanların içinde uğuldayıp duran çok ağızlı kuyularla bu kuyuların karanlığından korkuyorum, dedim.  Sonra hızımı alamadım ve insanların varlığını eksilterek anları tammış gibi gösteren şehrin abuk sabuk görüntülerinden korkuyorum, dedim. Sonra hızlandıkça hızlandım ve patronların diliyle konuştuklarını fark etmeyen ezik ruhlu kapı kullarının gururundan ve bu gururun girebileceği çeşitli kılıklarla bu kılıkların insana alçakgönüllüymüş gibi gözüken kıvamından korkuyorum, dedim. Sonra artık kendimi frenleyemedim ve hayatımızın içinde gezinip duran tanklardan, helikopterlerden ve uçaklardan korkuyorum, dedim. Sonra aniden hatırladım ve bir insanın her şeyi bilebileceğini sanan kıt akıllı adamların, geçmişlerini başkalarının geleceğinden geri almaya çalışan kırkını aşmış çocukların ve hemen her fırsatta yaralı güvercin rolü oynayan kadınların yanı sıra ben uzun ömürlü neşelerle uykulardan da korkuyorum, dedim.’’

‘’…İnsan gördüğü şeylerin toplamı kadar uyanık, görmediği şeylerin sonsuzluğu kadar uykuda oluyor, diyorum. Ardından da, olaya bu açıdan bakıldığımda, var olan her şeyi asla aynı anda göremeyeceğimize göre, demek ki uyanmanın hiç, ama hiç mi hiç sonu yok, diyordum’’
 

Yorumlar
Kod: A7ZD7