Şahsiyetler
Fuzûlî ve Beşeri Aşk
  09 Temmuz 2018 Pazartesi , 13:33
Fuzûlî ve Beşeri Aşk

"Aşk derdiyle hoşem el çek ‘ilâcımdan tabîb Kılma dermân kim helâkim zehri dermânındadır"

Divan Edebiyatımızın ön sırada gelen sairlerinden şöhreti en yaygın olanı Fuzulî'nin şiirleri dört yüz yılı askın bir süreden beri bütün Türk ülkelerinde sevilerek okunmuştur. Divan şairlerimiz o zamanın edebî anlayışına göre Osmanlıca denen Türkçe, Arapça ve Farsça karışık bir dille eserlerini yazdıklarından bu eserlerin bu gün okunup anlaşılması bir hayli zor da olsa güncel Türkçe'ye ait başarı çevirileri Fuzulî'nin şiirlerini günümüzde de okunmasını sağlamaktadır. 

Divan Edebiyatımızı zirveye ulaştıran şairlerimizden biri olan Fuzûlî, edebiyatımızda en büyük lirik şair olarak ünlüdür. Bu büyük şairin hayatı hakkında bildiklerimiz ne yazık ki çok sınırlıdır.

Onun doğum yılı bilinmediği gibi, doğduğu yer de kesinlikle belli değildir.

Fuzûlî'nin çok iyi bir tahsil gördüğü, devrinin bütün ilimlerini öğrendiği eserlerinden anlaşılmaktadır. Divan eserinin önsözünde şiire olan meylinin doğuştan geldiğini, yaratılışındaki şiir sevgisi tohumunun okuduğu mektebin havasından nem kaparak filizlenip geliştiğini söyler.

Kanuni Sultan döneminde yaşayan Fuzûlî, şiirlerinde Kanunî'yi samimi bir dille övmüş, Peygamberin halifesi, Müslümanların başı ve koruyucusu olarak onun Irak'a adalet ve düzen getirmesine sevinmişti.

Kanunî Sultan Süleyman 941/1534'te Bağdat'ı savaşsız teslim almış, halkın coşkun sevgisiyle karşılanmıştı. Fuzûlî de "Geldi burc-ı evliyaya Pâdişâh-ı nâm-dâr" kısmında Bağdad'ı tasvir ettiği meşhur kasidesini yazarak padişaha sunmuştur. Fuzûlî'nin ne bu kasidesinde ne de başka bir şiirinde Kanunî'den herhangi bir lütuf gördüğüne dair teşekkür yoktur.

Fuzûlî'nin Kanunî'nin oğlu Şehzade Bayezid ile de mektuplaştığı, Şehzade'nin mektubuna yazdığı cevaptan anlaşılmaktadır. Fuzûlî'nin Rüstem Paşa için de bir kasidesi vardır.

Fuzûlî'nin şair olarak en ünlü eserleri Türkçe Divanı'ndaki şiirleri ile Leylâ ve Mecnun mesnevisidir. Fuzûlî Leylâ ve Mecnûn mesnevisinde aslında kendi duygularını bu kahramana söyletir. Kendi aşkı onlarınkinden çok daha fazladır.

Fuzûlî'nin aşkı menşe itibariyle beşerî bir aşktır. Divanımdaki bütün gazelleri aşk duygularının, hicranın, ayrılık acılarının, terennümü, sevgilinin güzelliğinin tasviridir. Fuzûlî aşktan ve aşkın elemini çekmekten menmundur. Başkalarının çevrini ve cefasını çekmeyi, halkın ayıplamasına katlanmayıâşıklığın tabiî bir cilvesi sayar.  Fuzûlî hiçbir zaman tam bir mutasavvıf ( tasavvufla uğraşan kimse) olmamıştır. Ortaya koyduğu eserlerde her ne kadar tasavvufun etkisi çok önemli bir yer tutsa da bu yer, tasavvuf öğelerinden yararlanmanın ötesine geçmemiştir. Fuzûlî, bedeni hazları ulvileştirdiği aşkını tasavvufun mecazları ile yoğurmuştur. 

Fuzûlî, Leylâ ve Mecnûn mesnevisinde de  yazdığı gibi, gazellerinde de dünyadaki güzellere karşı duyduğu beşerî aşkı yücelterek maddî hazların üstüne çıkartır. Bu yüce ve ulvî aşkın madde ile ilgisi yoktur. Bu aşk sınırsız, engin bir sevgi, insana manevî haz veren yüce bir duygudur.

Fuzûlî, Leylâ ve Mecnûn mesnevisinde Mecnun'un Leylâ’ya olan aşkını maddî hazdan derece derece uzaklaştırırken Mecnun'un noksansız tam bir âşık: olduğunu Mecnun'un dilinden söyletir. Sevgilisi uğrunda tek bir can değil, keşke bin tane canım olsaydı da her biri ile bin kez sana can feda etseydim der. Fuzûlî’nin şikâyet eder gibi anlattığı aşk gamı, aslında âşığın kurtulmak istemeyeceği bir düşkünlüktür.  Fuzûlî, bunca dert ve belasına rağmen aşkla bunca ülfet edip onu en yüce bir duygu olarak görür.

Fuzûlî çocukluğundan ömrünün sonuna kadar şiir yazmıştır. Fuzûlî her ne kadar tam bir tam bir mutasavvıf olmasa da şiirlerinde tasavvufun önemli bir yeri ve etkisi vardır.   Fuzûlî her şeyden önce bir sanatkârdır ve  şiirlerinin önemi onun ifade gücü ve Türkçeyi kullanış ustalığıdır. Şiir her şeyden önce bir söz sanatıdır ve Fuzûlî de geride bıraktığı mısralarla kendini kanıtlamış önemli bir divan şairidir. Fuzûlî aynı zamanda umutsuz bir aşıktır ama yazmak için sadece aşık olmak yetmez çünkü duygular ne kadar derin, ne denli coşkun olursa olsun  sanatsal bir ifade söz konusu olmazsa şiir meydana gelmez. 

Fuzûlî'nin ölüm tarihini Ahdî'den öğreniyoruz. Şair, «göçdi Fuzûlî» veya «geçdi Fuzûlî» ibaresinden anlaşıldığı kadarıyla 1566 yılında ölmüştür

"Öldüğümde toprağımdan bir testi yapıp yare su verin ki dudaklarına değebileyim" ya da"Eğer sevgilinin mahallesinde can verirsem mezarıma taş dikmeyin bırakın o servi boyludan kabrime bir gölge düşsün" mısralarıyla anlayabileceğimiz gibi Fuzûlî, aşktan asla vazgeçmeyeceğini, hatta canı bedenini terk etse bile, bu yoldan ayrılmayacağını haykırır.

Yorumlar
Kod: IF7LE