Miras
Endülüs Tarihinden Kesitler
  26 Temmuz 2018 Perşembe , 14:51
Endülüs Tarihinden Kesitler
“Vandal ülkesi” anlamına gelen “Endülüs”, Vandalicia kavramından türemiş olup Cebel-i Tarık boğazının Avrupa yakasından Fransa’nın Pirene dağlarına kadar olan geniş bölgeyi ifade etmektedir. Kimi kaynaklarda Hz. Osman döneminde fethedildiği söylense de Emevî Halifesi Velid b. Abdulmelik döneminde Tarık b. Ziyad ve Musa b. Nusayr’ın komutasındaki askerler tarafından fethedilmiştir.

Endülüs Emevî Devleti’nin ilk hükümdarı olan I. Abdurrahman dönemi (756-788) daha çok iç barışının sağlanması için verilen mücadeleyle geçmiştir. Abdulaziz’e benzerliği ile ünlenen I. Hişam (788-796), daha çok dinî kişiliği ile tanınmıştır. Sekiz yıl iktidarda kalan I. Hişam, yeniden cihad ruhunu canlandırmayı başarmış; Fransızlara karşı ciddi seferler düzenlemiş, ilk kez Pirene dağlarının arkasındaki Septimania geçidini ele geçirmiştir. İlim ve irfana yakınlığıyla da tanınan I. Hişam, Malikîliği resmi mezhep olarak kabul etmiş ve bu mezhebin ulemasına büyük itibar göstermiştir.

II. Abdurrahman dönemi Endülüs Emevî Devleti’nin en parlak dönemidir. Nitekim onun döneminde ülke iç istikrara kavuşmuş, Abbasîler örnek alınarak idarî reforma gidilmiş, Arapça ve İslâm dininin yerli halk arasında yaygınlaşması için büyük çaba gösterilmiş ve bunda da önemli ölçüde başarılı olunmuştur. II. Abdurrahman’dan sonra Endülüs Emevîleri tahtına oturan oğlu Muhammed (852-886) ilk dönemlerde babasının politikasını sürdürmüşse de sonradan idareyi genç ve deneyimsiz yöneticilerin eline bırakmıştır.

Bunun sonucunda başta yerli halk müvelledun (endülüs’te ilk mühtedilerin soyundan gelen nesiller) olmak üzere Arap ve Emaziğler merkezî hükümete karşı isyan etmişlerdir. Bu isyanlar daha sonraki dönemde de özellikle Münzir (886- 888) ve Abdullah (888-912) döneminde artarak devam etmiştir. Bu siyasî çalkantılar en çok kuzeydeki Hıristiyan krallıkların işine yaramış ve Endülüs Emevî Devleti’nden toprak kazanmalarına neden olmuştur. Hatta bu dönemde Müslüman olmalarına rağmen dindaşları ile değil de ırkdaşları ile hareket etmeyi tercih eden ırkçılar da doğmuştur Böylelikle ülke ciddi bir parçalanma sürecime girmiştir.

Yıkıma doğru hızla gitmekte olan Endülüs Emevî Devleti’ni bu durumdan III. Abdurrahman (912-961) kurtarmıştır III. Abdurrahman, Endülüs’ün siyasî birliğini koruyabilmek ve hızla yayılmakta olan Şiîlikle mücadele etmek amacıyla “Nasır Lidinillah” (Allah’ın dininin yardımcısı) unvanıyla halifeliğini ilan etmiştir.

Endülüs Emevî Devleti’nin en büyük hükümdarı olan III. Abdurrahman, 961 tarihinde vefat ettiğinde oğlu II. Hakem’e problemleri çözülmüş, itibarı iade edilmiş, zengin ve kalkınmış bir devlet bırakmayı başarmıştır. Daha çok bilge kişiliği ile tanınan II. Hakem (961-976), babasından devraldığı devletin, itibarını korumakla kalmamış, ilim ve sanat alanında tabir caiz ise bir seferberlik başlatmıştır. Onun döneminde Endülüs, İslâm medeniyetinin en hareketli bölgesi haline gelmiştir.

Dağılma dönemi ise, II. Hakem’in ölümünden sonra yerine geçen çocuk yaştaki oğlu II. Hişam’ın (976-1009, 1010-1013) küçüklüğünden istifada eden hâcib Ebû Âmir ve iki oğlu Abdulmelik ile Abdurrahman iktidarı ele geçirerek kendi adlarıyla anılan Âmirîler dönemini başlatmalarıyla baş göstermiştir. Endülüs Emevî Devleti bu tarihten itibaren toparlanması zor bir döneme girmiş, tüm çabalara rağmen, 1031 tarihinde bir aksakallılar heyetine devredilmiştir. Böylece Endülüs Emevî Devleti tarihe karışmıştır.

İslam Coğrafyası’nın Batı Sınırı’nda yer alan Endülüs Emevî Devleti, Doğu İslâm Dünyası’ndan aldığı ilim ve hikmeti, tevâzuya, zerâfet ve inceliğe dönüştürmüş, kendi özgün stilini “Endülüs Tarzını”, sanat ve mimariye, sosyo-kültürel dokuya ilmik ilmik işlemiştir.

Endülüs İslam medeniyetinin için söylenebilecek en önemli özelliklerden biri de, devletin bir aktarım merkezi olmadığını, ilklerin ve ilkelerin odak noktası olduğunu, felsefeden, astronomiden, tıptan ve sanattan birçok önemli özellik içermesidir.

Bu yazımızda daha çok devlet yönetiminde gelinen tarihi seyri gözler önüne sersek de, Endülüs Emevî Devleti İslam Tarihi açısından önemli bir yere sahiptir. O dönem Dünya Tarihine göz gezdirdiğimizde ve tarihin en karanlık dönemini yaşayan Avrupa Medeniyeti ile karşılaştırma yaptığımızda; ilim, siyasi-askerî güç ve medeniyette ulaştığı zirve, Batı Aydınlanması için de değer kaynağı ve aracısı olmuştur.

Batı ile İslâm âleminin diğer bölgeleri arasında köprü vazifesi gören Endülüs, İslâm kültür ve medeniyet tarihinde saygın bir yere sahiptir. İslâmî ilimlerin hemen hemen her sahasında yetiştirdiği yetkin ilim adamları ile doğudaki ekolleri de etkilemiş veya yeni ekollerin oluşmasını ortam hazırlayan Endülüs, filoloji sahasında Ebû Bekir ez-Zübeydî, İbnHazm ve İbn Side, kıraat ve tefsir alanında İbn Danî, İbn Abdulkuddus el-Kurtubî, Muhammed b. Ahmed el-Kurtubî; hadis alanında İbn Eymen, fıkıh alanında Davud ez-Zahirî, kelam alanında İbn Hazm, tasavvuf alanında Fususu’l-Hikem’in yazarı İbnu’l-Arabî ve İbn Abbâd er-Rundî gibi büyük ilim adamları yetiştirmiştir.

Endülüs Emevî Devleti tüm bu özelliklerinden dolayı, her ne kadar Batı düşüncesi İslam coğrafyasına oryantalist bir bakış açısıyla bakmaya devam etse de, batı uygarlığına karşı alınmış en önemli zafer olma özelliğini taşımaktadır.

Yorumlar
Kod: MJCPJ
İlgili Haberler