Şahsiyetler
Bir Sufi Işık: Seyyid Nesimi
  10 Mart 2018 Cumartesi , 18:21
Bir Sufi Işık: Seyyid Nesimi
"Birden geldik yolumuz bire, âlem dediğin âlem kendinden içre..." Nesimi: Zahirden bakıp göremeyenlerin, ruhun özgürlüğü nedir bilemeyenlerin, Rabbine kurban ettikleri şahsiyet...

Nesimî, divan şiirinin âdeta bir Yunus Emre'sidir. Fuzulî ve Şeyh Galib de tasavvuf vadisinde hayli ileri gitmişlerdir, ama yine de Nesimî kadar coşkun, inançlı, pervasız bir tasavvuf eri gösterilemez, O, fikirlerini en korkusuz şekilde yaymakla kalmamış, bu yolda her sıkıntıyı, her tehlikeyi göze alarak sonunda inancının kurbanı da olmuştur. İster hak ister batıl olsun, Nesimî fikirleri uğrunda ölmeği göze alan az sayıda aydınımızdan ve çok ünlü "tasavvuf şehitlerinden." Biridir der Ahmet Kabaklı.

Seyit Nesimi Harf gizemciliğinin kurucusu ve büyük üstat olan Esterebatlı Fazlullah’la tanıştıktan sonra ona duyduğu derin muhabbetle kendinden geçmiş, adeta bendine sığmaz bir ırmak gibi taşmıştır.

Bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam 

Derya-yı muhit cuşa geldi,
Kevn ile mekan huruşa geldi. 
Sırr’ı ezel oldu aşikara, arif nice eylesin mudara.

Nesimi bu sırların sarhoşudur. Bu sırrın manasını kudret diliyle söylerken sarhoştur. Onda, Allah aşkı, tüm varlıkların yaratıcı ile beraber bulundukları ezel meclisinde başlamış. Bu mecliste aşk şarabını içip şarhoşu olduğu aşkı lisan ile şiire dökülmüştür. Onun gibi alem içindeki akıbet sırrını kavrayan ermişler de ilahi aşk şarabıyla kendilerinden geçmişleridir. Nesimi, Alemin yaratılan ve yaratan diye ikiye bölünemeyeceğini anlatır. Allah’ın varlığı içinde eriyip yok olanlar (Fenafillah) Allah’tan başka bir şey görmez gönlünde şüphesi olmayan kişi bilir ki Allah birdir, varlık ancak birdir. Birlik ve benlik ancak Allaha yaraşır biz, siz, onlar hepsi bir şeydir. Sonsuza değin var olan Allah’tır. Bu makamda yol ve yolcu birleşir. Enel Hak (hak bende) sözü bu alemde yalnızca bir sestir. 

“Daim Enel Hak söylerem Hakk’dan çü Mansur olmuşam 
Kimdir beni berdar iden bu şehre meşhur olmuşam.” 

Hurufîlik, kâinatın ve insanın oluşunu, ruha değil maddeye dayandıran, her varlığı 32 harfle açıklamaya kalkan, harflere esrarengiz mânâlar yakıştıran, temelsiz bir görüştür.

Hurufilik gibi zayıf ve temelsiz bir tarikata intisab etmesine rağmen, batın ilminin en derinlerine dalabilmiş belki de AYNADA suretini görebilmiştir Nesimi.  Nesimî, edebiyatımızın en coşkun tasavvuf öncülerindendir. "Zahit" zümrelere ve doğan taassuba karşı korkusuz kendi sonuna yürümüştür.

O halde yeniden sormalı: Ey Nesimi senin katilin şiir midir? Zahid mi?

Zalimce öldürülmesi  onu, tasavvuf çevrelerinde çok büyütüp erenler katına çıkarmış, İlâhî aşk uğ-runda şehit olan Hallacı Mansur'un bir eşi sayılıp adına efsaneler düzülmüştür. 

Abdülbaki Gölpınarlı,  Nesimi’nin öldürülüş şeklini şöyle hikayelendirmiş;

"Nesîmî'nin yüzülmesine fetva veren müftü, Nesîmî yüzülürken sağ elinin şahadet parmağını sallayarak, bunun diyormuş, kanı da pistir.

-Bir uzva damlarsa, o uzvun da kesilmesi gerekir !
Ve tam bu sırada Nesîmî'nin bir katre kanı müftünün şahadet parmağına sıçramış. Meydanda bulunan hâl ehli bir can; 

-Mütfü efendi demiş, fetvanıza göre parmağınızın kesilmesi lâzım. 
Müftü, 

-Nesne gerekmez demiş. Biraz suyla temizlenir. Bunu duyan Nesîmî, kanlar içindeyken:

“Zâhidin bir parmağın kessen dönüp Hak'dan kaçar
Gör bu miskin âşıkı ser-pâ soyarlar ağlamaz” beyitini muhtevi gazelini söylemiş. 

Ve   Nesîmî' nin derisi yüzülünce bir de bakmışlar ki, eğilip derisini almış ve bir post gibi sırtına vurup yürümüş. Kimse peşine düşmeye cesaret edememiş. Halep'in 12 kapısında bulunan kapıcılar ve halk görmüşler ki Nesîmî, derisi sırtında, kapıdan çıkmış ve sır olmuş. Kapıcılar ve halk bir araya gelince herkes, “falan kapıdan çıktı” diye iddiaya girişmiş ve anlaşılmış ki, oniki kapıdan da çıkmıştır. 
Şimdiki tekke ve türbe de, onun gömüldüğü yere değil, yüzüldüğü yere yapılmış. Belki de  12 imam inancına ve bağlılığına bir göndermedir bu 12 kapı."

Bu hikayeyi anlatan üstat  Abdülbaki  Gölpınarlı bile ne yazık ki Seyyid Nesimi ile Kul Nesimi’yi birbirine karıştırmıştır.

Kul Nesîmî, 17. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde yaşamış Bağdatlı Alevi-Bektaşi halk ozanı. İyi bir eğitim gördüğü bilinen şair Vahdet-i Vücud anlayışına sahiptir tıpkı Seyyid Nesimi gibi. 

Bu alemden nice şairler nice ozanlar geçmiş. Kimi bir hoş seda bırakmış, kimi ALEM’in  sırlarını. İkra’nın (oku) Kuranı okumaktan başka kendini okumak olduğunu kendini okumanınsa alemi okumak olduğunu anlayanlara ve Nesimi’ye selam olsun. 
Ruhu şad olsun.

Aynur Kaplan

Yorumlar
Kod: RNFUM