Şahsiyetler
Bir Sufi Işık: "Seyyid Nesimi"
  10 Mart 2018 Cumartesi , 15:34
Bir Sufi Işık: "Seyyid Nesimi"
"Birden geldik yolumuz bire, âlem dediğin âlem kendinden içre..." Nesimi: Zahirden bakıp göremeyenlerin, ruhun özgürlüğü nedir bilemeyenlerin, Rabbine kurban ettikleri şahsiyet...

Yerinden yurdundan yüzyıllar öncesi seslendiği nefesin, yaşadığımız çağı sarıp sarmalaması onun Nesimi’liğinden değil midir?

Ardından yürüdüğü ‘’En el Hak ‘’ diyen Hallacı Mansur ‘un kaderini paylaşacağı da o günden bellidir.

Zahirle kavgası hiç bitmemiş, sırların peşinden koşmuş koşmuş ama durmamış. Zahid, ölümlü bedenini işkenceyle ruhundan arındırınca sanmış ki dili susar kalemi kesilir.

Hayatının hangi köşesine çevirseniz gözünüzü, bir arayış bir özgürlük savaşçısı görürsünüz. Bu bildiğimiz özgürlükten değil elbet, ruhun özgürlüğüdür. Ruhunu sığdıramadığı aleme, inandıklarını sığdırmaya çabalamış. Şarabı başka söylemiş, namazı niyazı başka.

Zaptedilemeyen bir ruhun çırpınışlarıyla söyledikçe söylemiş. Ki o sırlar hiçbir kelimeye sığamazken  O, ömrünü bu sırları diliyle, insana üflemeye adamış.

Yazdıkça sırra ermiş. Erdiği sır dimağımızda ne kadar yer eder neyle beslenir nasıl karşılığını bulur o muammadır. Zındık diyen de olmuş, aşk yolunun korkusuz yiğidi diyende. 700 yılın gerisinden sedası zahir bakan gözlerimize ışık kalplerimize ayna olmaya devam ededurur.

"Ey seyyid Nesimi, seni şiir mi katletti zahit mi?"

Hakkında ne çok rivayet vardır Nesimi’nin.  Sanki baksan hiçmiş gibi bir öteye baksan yanı başındaymış gibi. Okuduğun her hecesinde alemin sır ummanına dalarsın da yolunu kaybetmekten korkarsın.

"Arap nutku tutulmıştır dilinden
Seni kimdür diyen kim Türkmen"

Dediğinde Türkmen olduğunu anlarız. Anlarız da, Üsküp’te bir mecmuada gazelini, şiirini;  Anadolu’nun en ücra köşesinde tutulmuş bir çönkde tuyuğlarını bulabiliriz. Bakü’de Tebriz’de hatta Orta Asya içlerinde divanının nüshalarına dokunur ellerimiz. 

Nesimi nerelidir?  Kimi Bağdat kimi Tebriz kimi başka diyarda kendi toprağından doğurur Nesimi’yi. 

Nesimi’nin sırrına vasıl olabilmek  için meşgul olduğu inanç dünyasını da  biraz anlamak gerekir. Zahir nedir? Batın nedir?

Hicrî ikinci bin yılın öğreticilerinden  İmâm-ı Rabbâni Ahmed Farukî es-Serhendî ‘nin zâhirî ve bâtınî ilimlere dair pek çok esrar ile dolu mektuplarını, Farsça’dan Arapça’ya tercüme eden Muhammed Murad el-Menzilevî , adı geçen eserin Mukaddime’sinde şunları söylüyor:

“Bu mektuplar, sünnet-i seniyyeye bağlılığın nurlarından iktibas olunmuş… Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) sîretine iktifa (O’nun yoluna tabi olup izini takip) ağaçlarından devşirilmiş… Âdâbı, peygamber âdâbıyla edeplenmenin faydalarıyla dolu sofralardan alınmıştır. Hadis-i şerifte buyrulmuştur ki, “İlimler içerisinde gizli olanı vardır; bunu ancak Allah’ı bilenler (ârif-i billah olanlar) bilebilir. Bu kimseler onu söylediklerinde, onları ancak Allah’tan gafil olanlar inkâr eder.” 

Efendimiz (s.a.v.) yine bir diğer hadislerinde de, “Kim bildiğiyle amel ederse, Allah onu bilmediklerine varis kılar”  buyurmuştur. Yani, hiçbir kimseden ve hiçbir kitaptan öğrenme ihtiyacı duymadan, sonsuz hikmet ve ilim sahibi olan Allah’ın, ona kapıyı açması yoluyla bu bilgileri elde eder.

İşte bu ilim, Muhammedî veraset ilmidir ki, bunu ancak Allah’ın velî kulları, içlerinin berraklığı ve Allah Teâlâ ile olan muamelelerinin doğruluğu sayesinde ilham ve keşif yoluyla Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) bâtınında alır.

Şer’i hükümler ; Kitap, sünnet, kıyas ve icmadan  ibaret olan dört ana delile bağlıdır; onlarda ilhâmın yeri yoktur. Lâkin şer‘î hükümlerin (zâhirinin) ötesinde de pek çok dinî işler (bâtınî hükümler) vardır ve buradaki beşinci asıl (Resûlüllah Efendimizin hakiki vârisi olan hakikat âlimlerinin) ilhamıdır.... Âlemin  tamamen yok olup bitmesine kadar da bu asıl kalacaktır....

"Aşıka birdür ezelden sevgülü dildar bir
İkilik yoktur arada yar birdür yar bir

Bunca kim seyr eyledüm gezdüm vücudum şehrini
Şehr bir dükkan birdür söyleyen güftar bir."


Aynur KAPLAN

Yorumlar
Kod: 74VA3