Diyalektik
Bir karşı kültür yaratımı: Yeraltı Edebiyatı
  19 Nisan 2018 Perşembe , 16:28
Bir karşı kültür yaratımı: Yeraltı Edebiyatı
Yeraltı edebiyatı Charles Bukowski’den daha fazlasıdır. 19. yüzyılın ortaları ile 20. yüzyılın başlarında adı konulan bu edebiyat akımı, cesaretini günümüz dünyasından alsa da hikâyesi geçmişe uzanır. Makineyle kurulan ilk temas ile bu yok oluş başlamış, insan sormanın ötesine geçerek anlamsızlığı kendi üzerinden göstermeye çalışmıştır.

Yeraltı edebiyatının dünyada en tanınan ve en önemli isimlerinden Chuck Palahniuk, sadece Amerika’da değil bütün dünyada hızla yayılan kimliksizlik ve kaybolmuşluğa karşı bir yığın eserler dizisi sunuyor. Bütün dünyanın, sinemaya uyarlanan eseri “Dövüş Kulübü” (Fight Club) ile tanıdığı ve yeraltı edebiyatı denilince aklımıza gelen ilk isim olan Chuck Palahniuk, bu alanda en verimli isimlerin başında geliyor. 

Yeraltı edebiyatının kökeni aslında varoluşçuluk fikrinden gelir, kimi aydınların kaçış edebiyatı olarak küçümsediği bu akım, günümüz dünyasında duygusal olarak en fazla karşılığının var olduğu edebiyat akımıdır. Yeraltı edebiyatı varoluşçuluk fikrinden aldığı ivmeyi ileriye taşımış, edebiyat alanında kalıplardan, kurallardan kurtularak kalemle yazar arasındaki farkın kaybolduğu bir dünya yaratmıştır.

Dövüş Kulübü, Gösteri Peygamberi, Tıkanma, Görünmez Canavarlar gibi önemli eserlere imza atmış yazar Chuck Palahniuk’un romanlarını sosyolojik bir araştırma statüsünde değerlendirebilmek mümkün. Bütün romanlarında Amerika’nın gerçek yüzü olan anti-kahramanları monologlar (içsel konuşma) şeklinde aktarıp, okuyucuyu sınırları zorlayan bir hikâyenin içine davet eder. Romanlarında kişilerin kendisi de dahil her şey hiçlik kavramı üzerinden yükselir. Özellikle “Dövüş Kulübü” defalarca pek çok disiplinler arası araştırmanın konusu olmuş birçok açıdan ele alınmış önemli bir eserdir.

Palahniuk bütün eserlerinde tüketim kültürü, yabancılaşma, yalnızlık, hırs, üstünlük duygusu, güzellik ideali, iş dünyası, şiddet, pornografi, pop kültürü, insanın ölümsüzlük arayışı ve yarı tanrıya dönüşme çabalarını kara mizahi bir alaycılıkla,  okuyucuya rahatsızlık veren bir atmosfer yaratarak anlatır. Yazarın anlattığı karakterleri aklamak gibi bir derdi yoktur. Romanlarında alt kültür öğelerini kullanır ve yasal olarak kabul görmüş olanın ötesine geçer. Bu akım alkolizmin, cinselliğin, sıradışılığın, küfrün dışa vurumudur. Bunun farkında olan yazar; “Anlattıklarım sizi kızdıracak… Sonra her şey daha da kötü olacak.. “ der. 

Bu romanlarda mutlu son yok, iyi adamlar yok, mucizeler hiç yok. Yer altı edebiyatı umut için okunmaz, sadece kendinizi yalnız hissetmemenizi sağlar. Anlatılan hikâyelerde tiksinti verici ve zorlayıcı birçok şey yer alsa da birçok açıdan kendinizle benzer yanlar bulabilmeniz mümkün. Ayrıca bu akım hiçbir tanımı kabul etmez her yazarın birbirinden farklı rengi ve tarzı vardır. En önemli fark kitapta seçilen karakterlerin kendisidir. Dövüş Kulübü'nde olduğu gibi ‘’beyaz yakalı’’ olarak adlandırılan belli bir statü sahip birey,  toplumsal yaşamın perde arkasında, psikolojik olarak en alt katmanında bulunabilir. 

Yeraltı edebiyatı, yapılan bütün sınırlandırmaları reddettiği için hangi eserlerin bu kategoride değerlendirildiğini bilmek ve bunun tanımını yapmak için bu eserleri okumanız dışında bir seçenek yoktur.  William S. Burroughs,  Ingvar Ambjørnsen, Philippe Djian, Jean Genet,  Jack Kerouac, Hubert Selby Jr. ,  S. Burroughs, William S. Burroughs,  Carolyn Cookef,  Mircea Cartares, Philippe Djian, James Graham Ballard gibi isimler yeraltı edebiyatının yeni dönem yazarlarıdır. 

Bunu en iyi taşıyan ve bu anlamda üretkenliğini konuşturan Palahniuk’un romanlarındaki tavır, isyan ve hastalıklı bir ruhun hezeyanları olarak görünse de yazarın asıl derdi, “saygın kültürü” yöneten ahlâki değerler ve kurallarla dalga geçerek, insanın asıl kaybolmuşluğuna neden olan bu durumu hiçe saymaktır. Palahniuk iktidarın sanrısal yapılarını kırmak için de şiddetin her türünü romanlarında kullanır. İdealize edilmiş karakterleri bu romanlarda işi yoktur onlar sadece yan unsur olarak yer alır. 

Acı ve şiddet yoluyla ortaklık kurmuş bu insanlar, mirasını geçmişten alır.  Dostoyevki’nin romanlarından aşina olduğumuz bu karakterler, kendilerini acı ve şiddetle var ederler çünkü Palahniuk, Dövüş Kulübü’nde olduğu gibi insanın kendini mahvederek ruhunun gerçek gücünü keşfedebileceğine inanır. Böylelikle acıyı muhalif bir sanatsal güç statüsüne yükseltir. Yeraltı edebiyatının gücü de tam da bundan gelmektedir. 

‘’En sevdiğim kitaplar, okumayı hiç bitirmediğim kitaplardır. İlk kez baştan sona okuduklarımdan da nefret etmişimdir: The Day of The Locust, 1984, Mezbaha No 5. Hatta İsa’nın Oğlu bile, okumamakta diretip bir kenara bırakacak kadar garip gelmişti bana. Lise beni Muhteşem Gatsby’den ve Jojn Cheever öykülerinden nefret ettirmiş- ti. On beş yaşında bir sivilce fabrikasıydım. Otuz yaşındaki Nick Carraway’in dünyaya gözünü küskün bir şekilde açılışını nasıl özümleyebilecektim ki? Benim gibi, eyalet hapishanesiyle, nükleer reaktör arasında sıkışıp 8 kalmış prefabrik bir evde büyüyen biri için, Cheever’ın, golf kulüpleri ve banliyö trenleriyle dolu zarif dünyası, Oz Dünyası’ndan daha fazla hayal ürünüydü.’’  (Chuck Palahniuk’un Yanık Diller kitabının giriş bölümünden)

 

Ekim Fatoş Yılmaz 

 

 

 

Yorumlar
Kod: 3ZS6Z