Anamorfoz
''Altın Çağ''a Ulaşmamız Mümkün mü?
  16 Şubat 2018 Cuma , 17:26
''Altın Çağ''a Ulaşmamız Mümkün mü?
‘’Altın çağ’’ Türk ve Yunan mitolojisinde, halk inancında ve toplumsal felsefede mükemmel dünya ideali. Peki, mükemmele erişmek diye bir şey olabilir mi? Sürekli değişen değerler dünyasında tek değişmeyenin, değerler üzerinde hakimiyeti olan ‘’o gizli el’’in varlığı devam ettikçe altın çağa nasıl ulaşabiliriz?

İnsanın tek kurtuluşu ve özgürlük fikrinin kaynağı olan sanatın bile şüpheli bir tarafta yer aldığı bir düzen hüküm sürmekte. Adorno, sanat eserleri için, dünün mirasını taşımasından dolayı özgür olma niteliğini barındırmamasından söz etmiştir. Peki, her anlamda bu denli kuşatılmışlığın içinde insan nasıl kendi yolunu bulabilir ve nasıl kendisi için en iyisini seçebilir. 

Bu yüzyılın en önemli özelliği, her şeye ulaşabilecek kadar sınırsız bir düzlemde olduğumuza olan inancımız, bu da insanların hayallerini diri tutmakta.  Bizde bulunduğunu düşündüğümüz pek çok bilginin ve ihtiyacın gerçekte ne kadarı bize dair olduğu durumu ise şüpheli. 

Her şeyin gerçek anlamından uzak olduğu bir düzlemde ilerleyen insanoğlu, tarihte bedelini ödediği eşitlik, özgürlük gibi ilkelere sahip olduğunu düşündüğü bir yanılsamanın içinde. Belki de dünya hiç şu zamanki kadar eşit olmamıştı. Çoğumuz özgürlüğü "özel alan" içindeki serbestliğe indirgeyip, kendimizi özgür hissetmenin özgür olmak için yeterli olduğuna inanıyoruz. Bu aslında modern toplumun içine düştüğü özgürlük yanılsaması. Rousseau'nun değindiği gibi eriştiğimiz şey, uygarlığın, arzuları ve bağımlılıkları artırması ve toplumlar yozlaştırıp ve insanların farkına varmadan özgürlüklerini kaybetmesine neden olması dışında bir şey değil. 

Altusser’in ‘’ideolojiler insana ‘sen’ diye seslenir sen de kendini özne zannedersin’’ sözünden de anlayabileceğimiz gibi tüm çaba büyük bir şeye entegre olup, tek olmanın sorumluluğundan uzaklaşmak. Bize kalan, her konuda fikir üreten kocaman bir yapının şemsiyesi altında gerçeklerden uzak kalıp, sahte özgürlüğün tadını çıkarmak.

Savaşlar, göçler, zulümler, açlık, küresel ısınma… Evrendeki enerjinin sürekli miktarının sabit kaldığı ve düzensizliğin arttığına dair görüşlerini bildiğimiz Alman Fizikçi Rudolf Clausius, azalmasının imkansız olduğu bir düzensizlik fikriyle bizi baş başa bıraktı. Toplam 5. kere yok oluşun eşiğine gelmiş bir evrenden bahsediyoruz. Tüm bu somut gerçeklerden bile bu kadar uzaklaşmışken, sanatın özgürlüğü, bilimin hizmet ettiği alan gibi soyut düşünceye erişmemiz imkansız hale geliyor. 

Düşünce kabiliyetimizi arttıran yegane şey olan -dünün mirası da olsa-  sanatın üzerine düşünmek. Buna giden yol ise evrenin sınırlı ve gözetim altında olduğu alandan kurtulmamız. Bunun için de sahip olmamız gereken tek şey ''cesaret''. Yalnız kalma ve yaratma cesareti. Belki istediğimiz evreni ancak o zaman inşa edebiliriz ve mükemmelin temsili altın çağ fikrine de o zaman ulaşmış oluruz. 

Dostoyevski’nin değindiği gibi, ‘’İnsanın psikolojik bir değişim geçirmesi için uzun bir soyutlamaya girmesi gerekmektedir.’’  Çünkü yaratıcılık kendisinden gelen hiçten türer. Düşünce üretme ve her türlü gelişim, insanın kendi ile geçirdiği o verimli zamanlar içerisinde filizlenir. Düşünür, üretir sorgular. İnsan, bütünden ayrıldığı ve yalnız kalmayı becerebildiği an genel kalıplar üzerinden düşünmeyi bırakır ve kendisi olmanın tadını çıkarır.  

Sanat, verili olanı kabul etmeyen, ona teslim olmayan, biat etmeyendir. Sanat yeniyi, kurmayı amaç eder. Sanat insan için “yanlış bütün” içinde, daha geniş bir yaşam alanı açabilmeyi başarabilen en önemli kurtuluştur. Bu da ‘’altın çağ’’a giden tek yoldur. 

Fatoş Yılmaz

Yorumlar
Kod: GD5JD